8 Mart 2012 Perşembe

Geçtiğimiz hafta sonu neler yaşandı?


Sevdiğiniz birine yapmak istediği herhangi bir şey konusunda destek vermeniz önemlidir. Onun iradesinin zayıf olduğunu düşünseniz bile, kendisini bunu yapabileceğine inandırmanız gerekir ki; kendisine güvensin ve başarsın.

Benim eşim bu konuda biraz ters fikirli. Desteklemenin değil, kösteklemenin faydası olacağı inancında. Ortada verilmiş 7 kilo varken hiç kilo vermediğimi, boşuna uğraştığımı söylüyordu ta ki geçen haftaya kadar. Sonunda itiraf etti neyse ki! Ben de rahatladım.

Gerçi o kabul etmemiş bile olsa, kapı gibi oğlum var beni destekleyen!!!


- Baba, sen yiyorsun yiyorsun göbeğin kocaman oluyor. Annem rejim yapıyor, bak! göbeği küçücük oldu!


Hamiş: Ne demişler; dinsizin hakkından imansız gelir! :)))

Cumartesi Civciklerin yaşgünündeydik. Tibet’in giripte, çıkmak bilmediği evlerden bir tanesi onların ki! Neden istesin zaten, her şey çocuklar için bu evde.
Yazdan beri özleşmişiz. Bizim de birbirimizi görmek için güzel bir bahane oldu. Havalar ısınsın, bir daha bir araya geleceğiz inşallah :) Daha nice güzel yaşlarınız olsun benim canım civciklerim :)

Bir kapımız da Baharlar bizim. Pazar günü de onlardaydık. Bu sefer Yıldız ve Demir’de bizimleydi. Bücürler nedense birbirleriyle bir senkranizasyon yakalayamadı, bu durum bizi biraz yordu. Yağmur kuzusunun sebebi sonradan belli oldu. Meğer hastaymış. Geçmiş olsun kuzucum, çabuk iyileş emi! :(


Tibet Bey’i nihayet göz kontrolüne götürdük. Astigmatı varmış. Astigmat netlik sorunuymuş. Dedi ki doktorumuz; “Onun için dünya böyle, net görüntü hakkında bir fikri olmadığı için senin yardımına ihtiyacı da yok, çünkü o dünyayı böyle sanıyor ve ona göre bir düzen oturtmuş hayatında. Gözlük kullandıkça farkı anlayacak!”...


Anlayacağınız bebeğim artık gözlüklü bir bücür! Yakıştı da sanki :)

Son anda küçük bir not: Daha bu sabah bugün için "Bugün güzel bir şey olsa. Heyecan ve mutluluk veren..." diye bir dileğim olmuştu. Suyun Güncesi'ne bu dileğimi gerçekleştirdiği için çok ama çok teşekkür ediyorum...

6 Mart 2012 Salı

Ben 7 rakamını severim


Bir kadının kendisiyle barışık olmasının birincil koşulu sanırım aynadaki aksini sevmesi ya da en azından ondan nefret etmemesi.

Uzun zamandır kilolarıma takığım... Yaklaşık 7 yıl kadar bir süredir...

2005 yılının 1 Ocak sabahı, güneşin doğuşuyla birlikte son sigaramı içtim. 33 olmak üzereydim ve içtiğim sigara günde 1,5 paketi geçmişti. Bir kerede bıraktım. Kendim bile inanamıyorum hala bunu nasıl başardığıma...

Ama işin kötü tarafı sigaranın boşluğunu abur cuburla doldurdum ve 8 ay içinde 8 kilo aldım... Her aya bir kilo...

Yemeye başlayınca, yemenin tadını alınca bu 8 kilonun üzerine daha da eklemek çok kolay oldu tabii... Benim gibi yemekten ziyade kuruyemiş ve tatlıyla beslenen biri iseniz hele ki...

1 yıl içinde 52 kilodan 62 kiloya terfi ettim. Üzerine arada bir alınan 2-3 kiloyla birlikte 64-65i bile gördüm... Sonuç olarak kendinden nefret etmeye varan depresyon hallerine gark oldum.

Bir zamanlar bir yerlerde 7.yılın dönüm noktası olduğunu okumuştum. Bende de böyle mi işledi durum acep?


Ocak ayı başında karar verdim zayıflamaya. Önceden de bir çok kereler vermiştim ama bir yerlerde hakim olamayıp boğazıma bozmuştum diyeti. Bu sefer daha kararlıydım. Yani sanırım öyleydim, şu anki sonuç onu gösteriyor en azından.

9 Ocak’ta startı vermişim. Şimdilik asayiş berkemal... Başladığımda 62 kiloydum, şu anda 55. Aslında ulaşmak istediğim kilo 54 ama ben 52ye düşeyim, koruma aşamasında 1-2 kilo alırsam moralim bozulmasın diyorum. Umarım başarırım...

Hadi hayırlısı bakalım...

28 Şubat 2012 Salı

İki küpe. Biri bana, biri....



1 Kendimizi günlük telaşlara kaptırıp, iki ayağımızı bir pabuca sokmaktansa, biraz sakin olup, nefes almayı bilmeli. Sonra bir kulağımızdakiyle ötekisinin tutmadığını gün sonunda farketmek bizi önce güldürüp, sonra düşündürebilir.
Mater bile diyor filmde yahu! : “McQuinn hayatı ağırdan almayı bilir!”

Küpe kendime : Acık sakin ol Sibel! Ağırdan alllll!!! Ne olur yani parmak izin biraz geç geçse kapıdan?!!!


2 Bir erkek, bir kadına istediği bir şeyi nasıl yaptırabileceğini bilmeli!

- Annecim, ellerin çok güzel olmuş.
- Canım benim, çok teşekkür ederim :)
- Mavi de çok yakışmış tırnaklarına.
- Ayyyy! Teşekkür ederim aşkım benimmm! :D
- Ama annecim biliyorsun; ben kırmızıyı daha çok seviyorum!
- !!!! :))))))

Küpe erkeklere : Accııkkk oğlumdan örnek alın yaaaa!!!!

20 Şubat 2012 Pazartesi

Kelimeler


Sanırım tıkandım. Elim bir türlü yazmaya gitmiyor.

Yaşanmış ya da yaşanacak hiç bir şeyim(iz) olmadığından değil elbet. Kelimelerimin tembelliğinden...

Konuşurken tamam da, cümle kurmak istemiyorlar ekran başında. İş klavyede harfleri kelime, kelimeleri cümle yapmaya geldi mi, tamamlanmıyor bir türlü... Kelimelerin hepsi kendi başına birey olarak kalmak, birlikte bir anlam ifade etmek istemiyorlar...

Kendimi zorladım (Bahar’da zorladı acık :P)...
Bırakırsam, bir daha yazamam belki diye...

Döngüyü kırıp, bu sefer kelimelerin hakkından geldim galiba :)


Kendime çimdik: Hadi canım, hadi canım. Az biraz ilerlede yol açılsın!!!

2 Şubat 2012 Perşembe

Empati

Şimdiki dönem çocuklarında en çok gözlemlediğim şey, empati yetenekleri. En azından bunu kendi oğlumda çok görüyorum. Daha doğrusu o gözüme gözüme sokuyor. O doğduğundan bu yana benim en iyi yansıtıcım bence. Eğrimi de doğrumu da  o kadar güzel yansıtıyor ki; farketmemem mümkün olmuyor.

Başkalarının gözünden bakmak o kadar kolay değil olaylara. Hele ki olayların içinde siz de varsanız. Kendi adıma ben olayın üstünden biraz zaman geçtikten sonra empati kurabildiğimi söyleyebilirim. Bu da olayların gelişimine pek katkı sağlamıyor doğal olarak ama en azından kendimi tartabiliyorum, kendimi eleştirebiliyorum sonrasında ve düzeltmem gereken bir nokta varsa elimden geldiğince yapıyorum bunu...



Sonuç olarak, dün akşam oğlum tekrar gözüme sokup empatisini, dumur etti beni:

- Anne, ben bugün benbileyd (bayblade) seyrettim.
- Aaa! Hani böyle çizgi filmler seyretmemek konusunda karar almıştık Tibet? Neden buna rağmen seyrettin?
- Ama anne, sadece bir kere seyrettim.
- Öyle bile olsa, bana kavgalı dövüşlü, canavarlı çizgi filmleri seyretmeyeceğin konusunda verdiğin sözü tutmamış oldun. Lütfen bir daha yapma!
- Tamam anne...... Anne biliyor musun?
- Neyi canım?
- Eğer sen benim çocuğum olsaydın...
- Evet?
- Ben de senin annen olsaydım...
- Eeee
- Ben de senin bu çizgi filmleri seyretmene izin vermezdim :)
- :) Yani haklıyım değil mi?
- Evet anne, haklısın...
- Demek ki artık bundan sonra seyretmeyeceksin!?
- Belki bir kere izin verirdim ama.. heheeeheeee
- Tibeeeettt!!!! :)))))))

İçses: Sen ne zaman bu kadar büyüdün yahu! Şu konuştuklarımıza bak!!! :D