13 Haziran 2013 Perşembe

Yaşgünü ve mezuniyet


Son günlerde yaşanan üzücü olayları hepimiz endişeyle izliyoruz. Konuyla ilgili bir önceki “kısa” yazımda düşüncelerimin ipuçlarını verdiğim kanaatindeyim... (aynı bir politikacının girişi gibi oldu cümlem heee!)

2013 yazına ilginç bir giriş yaptık ülkece ama benim için ayrı bir önemi oldu bu girişin.

1 Haziran yaşgünümdü ve ben bir Cem Adrian hayranı olarak arkadaşlarıma, yeni yaşıma onun konserinde girmeyi teklif etmiştim. Konser 31 Mayıs gecesi Taksim'deydi ve saat 12den sonra 41 kere maşallah olacaktı benim için (aramızda kalsın 41 yaşıma girdim de!)... Biletlerin alındığı, hazırlıkların yapıldığı sırada bir iş makinası ağaçları sökmek üzere Gezi Parkı’na girdi... Gerisini biliyorsunuz zaten...

Benim yaşgünüm Gezi Parkı için direnen eylemcilere feda olsun... Çok gururlandım, hala da gururluyum böyle bir gençliğe sahip olduğumuz için... Diliyorum ki sonuç ülkemiz için, bu evlatlarımızın geleceği için hayırlı olsun, daha fazla sıkıntı yaşanmasın.

Yaşananlar üzerine Ayşe Arman X, Y, Z kuşağı çocuklardan bahsetti bir yazı dizisinde. Okuduklarımdan anladığım benim bücürün bu kategoriye girmediği. Gözlemlediğim ve şahsi kanaatimse Tibet bir indigo!



İndigo’ların dönemi bitti görünüyorsa da, sanırım tek tük temsilcileri hala gelmeye devam ediyorlar. Kısaca indigoları şöyle tarif edeyim, hatta alıntı yapayım:

Bu çocuklar alışılmışın dışında zekiler, öz güvenleri fazlasıyla yüksek, otoriteye karşı çıkıyorlar, çok canlı ve hareketli olmalarının yanında onların sezgileri de oldukça güçlü. Onlar indigo çocuklar ve dünyaya yeni düzen kurmaya geliyorlar.


Bizimkinin zekası muzurluğa işliyor, burası NET! Ayrıca espri yeteneğine de diyecek yok, gerçekten. Bu anlatılmaz, yaşanır :) Sezgi konusunda bir emin oluyorum, bir yok canım diyorum ama kendine olan özgüveni tavan! Fazlasıyla hareketli ve baskıya, dayatmaya kesinlikle tahammülü yok. Fazlasıyla asi, “Hayır” kelimesine karşı tırnakları her daim hazır. Şimdilik “böyle yaparsan, ben de bunu yapmayabilirim, beni düşünmeye zorluyorsun” diyerek kendisine fren çektirtiyoruz ama yaşı ilerledikçe bu taktiğin tutacağını pek sanmıyorum! :P

Altı üstü bir mezuniyet yazacağım, nereden nereye geldim! :))))

Efenim, canım oğlumun geçtiğimiz cuma günü mezuniyet kutlaması vardı okulunda. Üniversiteliler gibi kep attılar bu güzellikler :)


Sevgili oğlum yapılan etkinliklere katılmama kararı almış haspam, arkadaşları gösteri yaparken kendisi paşa misali baş köşede oturup, onları izledi gördüğünüz üzere. Sen neden yapmıyorsun diyene “Zorunda değilim!” diye cevap verdi!!!



ama olsundur yani, ben yine de gururlanıp, utanmasam ağlayacağım tribine girdim şahsen :)

Sonuç; oğlum sahne adamı değil ama maşaallah “gangnam style” uzmanı imiş, onu da öğrenmiş olduk! :))))


Sizin içinizden taşan sevginizi severim ben! :))))

4 Haziran 2013 Salı

#direngeziparkı

İstenilen çok bir şey değil...

Haksa herkese hak!
Anlayışsa herkese anlayış!
Özgürlükse herkese özgürlük!
Sevgiyse herkese sevgi!


Onlar çok iyi anlatmışlar...


Fotoğraf Yerden Uzak'a ait.

6 Mayıs 2013 Pazartesi

İnsanın canı çocuğunda...


Geçtiğimiz hafta bir tuhaf hastalık atlattı Tibet. İsmi cismi yok...
Daha doğrusu, doktorumuz Tibet’e kan almak, serum takmak gibi canını yakacak, korkmasına sebebiyet verecek şeylere başvurmak istemediği için, antibiyotik tedavisine cevap verirse bunlara gerek kalmaz diye düşündüğü için ismi cismi yok...

Neydi bu hastalık bilmiyorum.
Kan alınıp test yapılsaydı, serum takılsaydı bir faydası olur muydu onu da bilmiyorum.
Tek bildiğim 41lerle başlayıp, 37,5lara ancak 5 günün sonunda düşen ateşle boğuştuğumuz...

İnsanın canı çocuğunda...

O orada öyle baygın yatarken, ateşi düşsün de gözünü açsın diye beklerken nefes alamadım resmen...
Ateşi düşüp, bir şeyler isteyebildiği zamanlar döndü dünya...
İstediği bir yudum su büyük mutluluk oldu evde...
Ateş düşürücüsüz geçirdiği ilk gün, bir zil takıp oynamadığımız kaldı...

Ateş gitti... gitti gitmesine de, arkasından öksürüğü bıraktı...
Elbet o da gidecek...

Biliyorum, daha beterleri var bu hayatta... ama...

İnsanın canı çocuğunda...


Allah hepsine sağlıkla sıhhatle büyümeyi nasip etsin...

29 Nisan 2013 Pazartesi

Facebook notları

Gecikme

Her sabah Tibet'i okula arkadaşıyla birlikte bırakıyoruz. Sabahları benim işe yetişmem gerektiği için Tibet alıştıktığından beri onlarla birlikte öğretmenini bekliyor, ben işe gidiyorum.

Bir sabah Gülay'ın işi olduğu için benim bırakmam gerekti doğal olarak. Kapıda beklerken ben;

- İnşallah öğretmenin gecikmez oğlum. O gecikirse ben de işime gecikirim.
- İnşallah gecikir anne. O ne kadar çok gecikirse ben de seninle o kadar çok kalmış olurum!
- !!!! :(((((




Hiç yakışıyor mu?! 

Geçenlerde bir akşam eşimin canı çekmiş , gidip etsiz çiğ köfte aldı. Mutfakta hazırlıyor.
Tibet'te başında onu seyrediyor.

Mustafa bir dürüm hazırladıktan ve ısırık aldıktan sonra, bizim ufaklık :

- Sana inanamıyorum baba!
- Neden oğlum, ne oldu?
- Gidip çiğ köfte alıyorsun, gelip hazırlıyor, yiyorsun ve oğlunla paylaşmıyorsun öyle mi?
- !!!!! yok oğlum hiç paylaşmaz mıyım seninle? hazırlayacaktım şimdi sana da!
- İnanamıyorum baba, gerçekten inanamıyorum!!!! cık cık!!!
- !!!!! :/ :)))))))




Kötü haber 

Geçenlerde Galatasaray'ın maçı vardı. Bizimki bunca zaman dayısından (kuzenim) sebep bir Fenerbahçe, babasından sebep bir Galatasaraylı. Hatta araya Beşiktaş'lılığı bile sokuşturmuşluğu vardır. Nihayet en yakın arkadaşının da Galatasaraylı olmasının etkisiyle, GS'ye karar verdi.

Normalde o saatte yatmış olması gerekliydi ama o
akşam babası söz vermiş; maçın ilk 5 dakikasını beraber izleyecekler.

Heyecanla oturmuş babasının kucağına maçın başlamasını bekliyor.
O sırada da aralarında şu konuşma geçiyor.

- Babacım.
- Efendim oğlum.
- Sana kötü bir haberim var.
- Neymiş oğlum o kötü haber?
- Ben her gün başka bir takım tutuyorum
- !!!!!


:D



4 Nisan 2013 Perşembe

İş mi meslek mi? Bu ne ki?


Anladığım kadarıyla “Meslek” ve “Oyun” kavramı prensim için aynı anlamı ifade etmekte. Henüz!!!

Mevzu şudur ki;

- Anne, sen büyüyünce ne olmak istiyorsun?
- Reklamcıyım ya işte oğlum. Grafikerlik yapıyorum :)
- Ama o iş. Sen ne olmak istiyorsun?

İç ses: Ne olmak istediğin mevzusuna girme bence... 
İnsan kaç yaşına gelirse gelsin büyüyemediği konularını da geç, çocuğun beynini bulandırma!

- Ben büyüdüm artık oğlum, grafiker oldum. Çalışıyorum, her gün işime gidip geliyorum :)
- Ben büyüyünce çalışmayacağım.
- Öyle mi ne yapacaksın peki?


- Futbolcu olacağım! Arada bir futbol oynamaya gideceğim.
- Ama futbolu iyi oynamak için her gün antreman yapman gerekecek.
- Babamla antreman yapıyorum ya anne!
- Evet ama büyüdüğünde iyi bir futbolcu olmak için antrenörle çalışman gerekecek. Sana nasıl iyi oynanacağını o öğretecek. Baban antrenör değil ki. O şimdi sadece sen futbol oynamak istediğinde sana eşlik ediyor.
- Olsun. Ben büyüyünce futbolcu olacağım, çalışmayacağım!!!
- E, peki. Madem öyle istiyorsun :)))))))


Futbolculuğu meslek sananlar heyyy! Kendinize gelin!!! :)))