3 Aralık 2013 Salı

Ne yapmalı?

Bir süredir düşünüyorum... Burayı ayakta tutmanın, hareketlendirmenin bir yolu olmalı ama bu nasıl olmalı işte onu bir türlü bulamıyorum. Bulamayınca da "Kapat işte, neyi zorluyorsun?" diye soruyorum kendime... onu yapmayada kıyamıyorum...

Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık misali kendimi iki arada bir derede hissediyorum... İnterneti her açışımda ana sayfamın bloğum olmasından sebep her sabah vicdanımla cebelleşiyorum.
YAZ ARTIK!!! YAZ ARTIK!!!

Tibet büyüdü. Büyüme hızıyla anıları bir köşeye yazma hızı birbirini tutmaz oldu...

Hafta sonu Neslihan geldi. İyi ki geldi, anıları kısa kısa da olsa bir köşeye yazmanın ileride çok keyifli anlar yaşatacağından bahsettik...

Ama benim için işin zor olan tarafı elime defter kalem almamak. Ben blog yazmaya başladığımdan beri hep klavye başında, bilgisayara döküyorum anılarımı. Yani, ben bazen fırsat bulup buraya yazana kadar balık hafızalı benliğimden uçuşup gidiyor yaşananlar...

Ama işte yapmalı bir şeyler. Yazdıkça yazasım gelir elbet... Elbet gelir de, işte ne zaman gelecek o yazma hissi ondan emin değilim...

Belki de sırf blog sayesinde edindiğim güzel dostluklar, böyle güzelim sürprizler için ayakta tutmalıyım bu bloğu....


Neslihan be! Yavrum sık sık gelsene sen buraya ;)

7 Ekim 2013 Pazartesi

Çözümü kendi bulan bilge!

Siz de düşünüyor musunuz arada bir benim gibi?
Çocukluğumla bağımı nerede kopardım acaba?
Ne zaman "büyüdüm!"?
Yaşça büyüdükçe olgunlaştım mı gerçekten, yoksa aslında kendimi kandırıyor muyum?

Çocuklar kadar olamıyoruz çoğu zaman... Sorunlar karşısında onlar kadar dik duramıyoruz aslında... en azından ben!

Karşıma bir sorun çıktığında, hele ki sevdiklerimle ilgiliyse elim ayağım dolanıyor birbirine. Elimin ayağımın dolanması yetmiyor, kafam da duruyor sanki. Düşünme yetimi kaybediyorum. ve beraberinde sakinliğimi... dinginliğimi...

Yerini panik, endişe, korku alıyor ve çok doğal olarak bu duygular düşünmemi engelliyor...
Karanlığın içine gömülüyorum... Elbet toparlıyorum ama toparlanana kadar ben kendimden geçmiş oluyorum maalesef...

Çocuklar öyle mi?

Tibet okulla ilgili sorununu kendi çözdü. Hem de öyle güzel çözdü ki; çözümü suratımda tokat gibi patladı!

ve yine aynı soruyu sordurttu bana: "Ben çocukluğumla bağımı ne zaman kopardım!?"

"Anne sana çok güzel bir haberim var! Bugün okula girerken hiç ağlamadım, derste de hiç ağlamadım. Çünkü okula girerken ananeme sarılıp huzur topladım!"...


30 Eylül 2013 Pazartesi

Ödev!

Aslında uyarılmıştım.

"Hayatın çok zor olacak!", "İlk yıl çok zorlu geçer!", "Allah kolaylık versin!" gibilerinden...

Ama bu kadarını da beklemiyordum...

İlk iki hafta bitti, tam her şey süper, çok güzel derken, bizimki sabahları okula girerken başladı ağlamaya: "Ben korkuyorummm, okuldan da korkuyorum, öğretmenden de korkuyorummmm!" 
Ama asıl mesele hep son cümlede gizliymiş meğer: "Derslerden korkuyorummmm!"

Ders yaptırmak tam bir işkence!

- Oğlum hadi yap şu ödevini!

Bizimki iki çiziktiriyor dönüyor bir ton anısını anlatıyor.

- Evet oğlum, çok güzel ama şu dersini bitir sonra anlatırsın olmaz mı?
- Olur anne!

İki saniye sürmüyor, tekrar dönüp bir sürü şey anlatmaya devam! Kısa bir süre sonra ben cinnet geçirme noktasına geliyorum; bu kısmını hızlı geçeyim :/

Bizimkinin ödevle ilgili güzide sözleri oluştu bu arada ki; bu dönemin en keyifli kısmı bunlar...

- Anasınıfı çok daha güzeldi! Eve geliyordun, ödev mödev yok, ooohhh sırtını yastığa dayıyordun, çizgi film, sohbet, oyun, gel keyfim gel!!!






- Anaokulu meğer ne güzelmiş de haberim olmamış!!!

***

- Anne!
- Efendim.
- Şimdi ben ders yapmayı seven bir çocuk olsaydım, hiç tatil gelsin istemezdim hep ders yapmak isterdim di mi?
- Evet oğlum.
- Tatilde bile ders yapmak isterdim di mi?
- Evet oğlum. Çok isterdim öyle olmanı.
- Ama maalesef değilim işte anne, ne yaparsın!?
- !!!!




- Anne benim kolum çok yoruldu, bunu yarın yapsam olmaz mı?
- Olmaz oğlum, onu bugün bitirmen gerekiyor!
- Offf anne, hiç acımıyorsunuz bana!!!



Lütfen... Lütfen... Sen de bana acı oğlum!
Bir anlasan ödevlerini yaptın mı oynayacak zaten çok vaktinin kalacağını, hayat çoook daha kolay olacak! :) <3 br="">

17 Eylül 2013 Salı

Okul yolunda...

Bizim için yeni olan bu dönemi kayıtlara geçmeden olmaz...

Tibet artık 1. sınıf öğrencisi... :)

Aslına bakarsanız ondan çok ben heyecanlıyım.
Okulunu, öğretmenini sevecek mi, arkadaşlarıyla iyi geçinecek mi, okulda başına bir iş gelir mi, kendi başının çaresine bakabilir mi, dersleriyle arası iyi olur mu, bizi dersleri konusunda çok zorlar mı, sabah uyanma faslı nasıl olacak? vs... vs...

Kendisine "Heyecanlı mısın?" diye soranlara "Gitmek istemiyorum ki heyecanlı olayım!" diye cevap vermişliği var haspamın...

Hatta geçenlerde aramızda şöyle bir konuşma geçti:
- Anne bu okul ne kadar sürecek?
- Yaza kadar oğlum.
- Yok yani ben kaç yaşına kadar okuyacağım?
- Üniversiteye vaktinde girdiğini varsayarsak; 22-26 arası bitirmiş olursun.
- Offf anneee! Bittim ben!!! (Bu arada ayasıyla alnına vuruyor).

Varın gerisini siz düşünün...


Okul öncesi kendisi adına da büyük bir adım attı cesur oğlum.

Tibet sinemaya gitmez çünkü sinemada ışıkların kapatılması ve yüksek sesten ürker, hoşlanmaz. Bu zamana kadar bu konuda çok netti: "Sinemaya gitmem!"
Her nasıl olduysa okula alıştırma haftası teyzesi onu ikna etti sinemaya gitmeye. Biz kapıda vazgeçer diye düşünüyorduk ama o inanılmayacak derecede kararlı görünüyordu. Seçtiği film "Turbo Salyangoz"du.

Bileti alırken, kapının açılmasını beklerken ve hatta içeri girerken bile "Ben vazgeçtim" demesini bekledik itiraf ediyorum. İlk 15 dakika sorunsuz geçti, çok keyif aldı ama her ne işse, domatesin düşme aşaması onu ürküttü, çıkmak istedi... Üstelik çıktıktan sonra "Bir daha sinemaya gitmeyeceğim!" yerine "Başka bir zaman tekrar deneyelim olur mu?" dedi.

Bu Tibet için o kadar büyük bir adım ki...
Teyzesi ve benim mutluluğumuzu görmeliydiniz :)


Kuzusu okula başlayan herkesin yeni eğitim - öğretim yılının kolaylıkla, başarıyla geçmesini diliyorum. Umarım hem öğrenciler, hem öğretmenler, hem de biz ebeveynler için hayırlı bir yıl olur...

19 Temmuz 2013 Cuma

6!


Geçen gün bana dedin ki; “Keşke beraber büyüseydik anne!”

Sana o gün de dediğim gibi, biz beraber büyüyoruz oğlum.
Bugüne kadar bildiğim, bilmediğim, bildiğimi sandığım her şeyi sayende keşfediyorum...

Mesela koşulsuz sevgiyi... Seninle öğrendim ben...
Bunun bir oluru yok dediğin anlarda bile, çözüm bulmayı...



Çok şey yazabilirim buraya... ama biliyor musun, sen doğduğundan beri farkettiğim bir şey var ki; bugün sadece onu yazmak istiyorum:

Canım oğlum. Sen doğmadan önce, ben var mıydım?

İyi ki doğdun...
İyi ki doğdun da hayatımın güneşi oldun ve beni aydınlattın...

İyi ki doğdun...
Seni çok seviyorum...