9 Temmuz 2012 Pazartesi

İstanbul yolları taştan, sen çıkardın beni baştan!

Son zamanlarda her hafta sonumuzu İstanbul toplu taşıma araçlarında geçirmeye başladık. Sebep, bizim bücürün merakı tabi ki...

Merak, Metro ile başladı. Önceleri her hafta sonumuzu Metro yolculuklarıyla geçirdik. Sonra Zeytinburnu istasyonunda Tramvay’a geçiş olduğunu keşfetti ve biz Metro’dan Tramvay’a sıçradık. Neyseki o hat babasının işyerinden geçiyordu da, dönüşümüz arabayla oluyordu.

Sonraları, metroya gidiş gelişler esnasında Metrobüs’ü görüp, onu keşfetmek istedi. Metrobüs çok etkilemedi onu sanırım, bu macera sadece bir seferle sınırlı kaldı ve en son geçtiğimiz hafta sonu trene binmek istediğini söyledi.

Trene ulaşmak bile zahmetli oldu... Önce otobüs, otobüsün eskilerden olmasından sebep deli gibi sıcak, sonra aktarma otobüsün gelmemesiyle binilen taksi... Neyseki tren yenilerden geldi de biraz ferahladık... İnanmazsınız, tren hatlarında bile yapım var. O yüzden trenler uzun aralıklarla geliyor. Tren yolu bir yerde tek hatta düşüyor ve diğer trenin geçmesini bekliyorsunuz!...

Bakırköy’de inip, birşeyler atıştırıp, yürüyerek minibüse, oradan da eve vardık nihayet. Tabi ki, eve girmeden önce dondurmamızı da alarak...

Aslına bakarsanız, bizim için kolay bir aktivite yolu oldu bu. En azından her hafta sonu “Bu sefer ne yapsak?” diye düşünmüyorum ama bu hevesin gittikçe pahalıya mal olacağı, Tibet’in şu sorusuyla gün yüzüne çıkmış oldu : “Anne, bir dahaki izinli olduğunda da uçağa binmeye ne dersin?”
!!!


Allah bana kolaylık versin! :))))

6 Temmuz 2012 Cuma

Uzun zaman sonrası MİM'i!

Blog hayatımın en kolay MİMi ile sobelenmiş vaziyetteyim. Bunu kaçırmayayım :)))

Oytunla Hayat mimlemiş beni. Demiş ki;

* Bu yazının altına benimle ilgili düşüncelerinizi yazacaksınız. İsterseniz tek kelimeyle isterseniz uzun uzun :)

* Arkadaşlarınızı mimleyeceksiniz ve duyuracaksınız.


Ben kimseyi mimlemeyeceğim ama bu yazıyı okuyup, hakkımda fikri olan ve fikri olmasa da fikir beyan etmek isteyen herkesin bir şeyler yazmasını istiyorummmmm ve dileyen herkes bu mimi üzerine alınabilir :)))

Hadi bekliyorum ;)

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Dersimiz.....


Hayattan ders almak için illa olumsuz olaylarla muhatap olmamız gerekmiyor aslında....
Bazen gözünüzün önününde büyüdüğüne şahit olduğunuz bücürünüzün kurduğu cümleler, verdiği tepkiler isteseniz de istemeseniz de öğretiyor size bir şeyler...........

Ders 1: Hayat bazen oğlunun hangi arada bu kadar büyüdüğünü farketmeyişini sorgulatabilir!... :)


- Oğlum ne olacak senin halin böyle? Kışın dondurma yemeden nasıl duracaksın çok merak ediyorum!
- Baba, kışın dondurma istemeyecek ki canım. Hava kışın serin olduğu için canımız dondurma çekmez, yazın ferahlamak istediğimiz için dondurma yeriz!

Ders 2: Kurduğun cümlelere dikkat et! Kastettiğin değil, içerdikleri anlamlarıyla anlaşılma ihtimali %100!!!... :)


- Oğlum, ananen bugün biraz hasta. Onu çok yorma tamam mı?
- Tamam anne, az mı yorayım?!

Ders 3: Her şeyi kendin halletmek zorunda değilsin. Bazen işini bilenlerin yardımını da istemen gerekir!... :)


- Ananeeee! Anneme söyler misin? Şimşek McQuinn arabam düştü. Çekici çağırıp, kaldırtsın!!!...


Ders 4: Zaman her şeyin ilacıdır. Ama şu anda yaşadığın duygularını kabullenmek, yükünü hafifletir!... :)


- 9/10 yaşında olsam korkmam ama dede, şimdi küçüğüm ya, tedirgin oluyorum biraz!

Not: Uzun zamandır yazmadığımın farkındayım ama oğlumla aramız burada yazdığım kadar ballı börek değil. Son zamanlarda aramızdaki aşktan fazla çekişme yaşıyoruz. Sanırım kişiliğini oturtma dönemleri. Bu dönemde ben kendi adıma fazla yorulduğumu söyleyebilirim ve bu süre zarfında çok fazla yazamayabilirim... Neticede burası onun bloğu ve geriye dönüp okuduğunda güzel şeylerin paylaşılmış olmasını tercih ederim. Gülsün, eğlensin... en fazla hüzünlendirsin bu blog onu, üzmesin, kırmasın yeter ki...

1 Haziran 2012 Cuma

40ımdan mektup!


Hadi gözün aydın...
Geldi işte yıllardır beklediğin 40ın!
Ne beklediysen, ne umduysan ondan, şu andan itibaren 365 gün seninle artık...

Manevi anlamda hiç 39 kadar zorlu bir yaş geçirmiş miydin hatırlamıyorsun ama unutma ki; zaten yaşanan her şeyin etkisi azalıyor yıllar geçtikçe.

Yalan mı?
Geriye dönüp baktığın zaman yüzünü bile hatırlamadığın insanlar yok mu belki de bir zamanlar seni incitmiş olan... Bak “belki de incitmiş olan” dedim, çünkü o incinmenin derecesini bile hatırlamıyorsun şimdi...

Amaannn canım! Zaten sen, yaranı iyileştirmek için hafızanı bile sıfırlamış birisin...
39 yaşının izini mi silemeyeceksin!...

Geçenlerde arkadaşının yazdığı bir yazıya demedin mi: “Düşüncenin gücüne ‘yürekten’ inanıyorum ama düşüncelerime ‘yürekten’ inanamıyorum. Elbet bir gün onu da başaracağım!” diye...

Bu sensin işte! Umudunu yitirmeyen...

Hatırla!
“Ben zenginim!” diye gezdiğin günleri... Herkes güldüğü halde, vazgeçmeyişini...

İşte! Bunları tekrar yapabileceğin bir yaş var artık, bunca zamandır büyük bir heyecanla beklemiş olduğun 40ın var... tam bir sene! Kimbilir, belki daha ilk gününden başarırsın “başaramadım” dediklerini...

Aslında bütün derdin oğluna güzel bir gelecek bırakmak, ona iyi örnek olmak... ama... işte hep “ama”lar var hayatında... gittikçe çoğalan... yine de düşün ki “keşke”leri az... ya onlar da çok olsaydı?

Hadi! ümit yükle 40ına, umutlandır onu...
39unun depresifliğini at, silkelen!

Sana da bu yakışır...
Umut hep yakıştı sana...
Kime yakışmaz ki zaten...

Al şimdi başını ellerinin arasına...
Hayallerini düşün... Gerçekmiş gibi yaşa...
Yüzüne de güzel bir gülücük kondur...
Söndürme ama... Soldurma...

Güzeldir bu yaş... Olgunluğun yaşıdır, unutma...

Hadi gözün aydın...
Geldi işte yıllardır beklediğin 40ın!

Not 1 : Madem öyle, 40a özel fotoğrafım olsun burada :)...




Not 2 : Bu yaşım için iki şarkı seçtim... İlki son zamanlarda her sabah güne onunla başladığım için.
İkincisi 40 yaşıma yakıştırdığım için...





İyi dinlemeler :)

29 Mayıs 2012 Salı

Rüzgar gibi...

Tibet'le son zamanlarda aramızdaki ilişki fazla stresli...
Ne benimle yapabiliyor ne de bensiz...
Babasına fazla anlayışlı, bana ise fazla bencil...

Koltuk üstünde uyuyan babasına "Kalk, yatakta uyu!" diyemiyorum.
Anında "Bırak uyusun anne yaaa! Uzun yoldan geldi, yorgundur o şimdi!"cevabı geliyor.
Babasının arkadaşlarıyla buluşma izni var, benim yok!
Ben hastaysam ve biraz uyumak istiyorsam, taş çatlasın beş dakika sürüyor. Yanında olan babasından değil, taaa odasına ayağına çağırıp benden su isteyebiliyor mesela...

Sonra artık bireysel takılmaya başladı. Müdahale etmeye gelmiyor beyefendi hiç. Anında kendisini odaya kapatarak bizi cezalandırıyor sözüm ona...

Neyse... konuyu dallandırıp budaklandırmayayım...

Bu stresli hallerimiz dışında çok ama çok hoşuma giden bir yönü var ki, hep dua ediyorum bu özelliğini, bu inancını yitirmesin diye...

Her akşam uyumadan önce, mutlaka ama mutlaka "Melekleri"nden yardım istiyoruz.
Güzel rüyalar görsün, güzel bir uyku uyusun, sağlıklı olsun, kötülükler ona bulaşmasın, o iyi bir çocuk olsun.... vs....


Cumartesi günü kuzenimin oğlu dünyaya geldi... Rüzgar Emre aramıza katılmak için biraz acele etti. Henüz 31 aylık... Şimdi küvezde, hayata tutunmaya çalışıyor...

Dün akşam Tibet'e Rüzgar Emre'yi anlattım.
"Bu gece onun için de dua edebilir miyiz? Senin, benim desteğine ihtiyacı var." dedim...
"Tabi ki anne. Meleklerimizden yardım isteyelim ki; büyüsün, benimle oynayabilsin." dedi...

Önce kendisi için, sonra Rüzgar Emre için meleklerden, Allah'tan yardım istedik...
Annesi ve babası için de sabır, güç diledik...

Bir elin nesi var, iki elin sesi var demişler.
Siz de meleklerden yardım ister misiniz Rüzgar Emre için...
Büyüyüp, Tibet'le oynayabilsin diye...

Görsel internetten alıntıdır...