Tibet'in sevdikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tibet'in sevdikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Kasım 2012 Çarşamba
Pamuk Prens dediğin...
Naziktir, kadın dilinden anlar!
- Arkadaşına bir hediye alsak mı Tibet?
- Arkadaşım kız mı erkek mi anne?
- Kız.
- O zaman çiçek alalım!
- :))))
Sevdiğini hep görmek ister!
- Anne, Demir’lere gidelim mi?
- Oğlum daha dün bizdeydiler!
- Olsunnn. Gidelim biz yine de, hatta her gün gidelim!
Kaybedip, bulduklarının kıymetini bilir!
- Annecim, kaç yıldır arıyordum bunu. Şuraya koyayım da gözümün altında olsun!
Özlenmek ister!
- Anne, hiç zamandır metroya binmemiştik. Özlemiştir di mi beni?
Bana dokunmayan yılan bin yaşasıncıdır!
- Anne kızgın mısın?
- Evet!
- Kime kızgınsın, bana mı?
- Hayır!
- Babama mı?
- Evet!
- Ohhh beee! İyi ki bana kızgın değilsin!
(Artık kızınca nasıl kızıyorsam :P)
Birini nasıl sakinleştireceğini iyi bilir!
1.
- Anne gel de sana sıkıca sarılayım. Sarılınca kendini iyi hissedersin!
İç ses: Canımmmmm! Sen sarılınca kendimi iyi hissetmemem mümkün mü? Ah oğlum! Hep böyle sevgi dolu ol inşallah!!! :)))
2.
- Haaahhaaahhaaahhhaaaa!
- Ne oluyor oğlum, ne gülüyorsun kendi kendine?
- Sen mutlu ol diye komiklik yapıyorum anne. Mutlu oldun di mi? Bak oldun, bak, gülüyorsun!
- :)))))
Kendi ismini hiç bir yere bakmadan kendi kendine yazabilir! Üstelik yazım şekline kendi yorumunu bile katabilir!
- Bu B’leri özellikle böyle değişik yaptım anne, güzel olmuş di mi?
Kendine has bir stili vardır!
- Anne bak! Nasıl çizmişim?
- Çok güzel olmuş bebeğim :))))
Dip: Resimdeki çiçek anne çizimidir :)
9 Temmuz 2012 Pazartesi
İstanbul yolları taştan, sen çıkardın beni baştan!
Son zamanlarda her hafta sonumuzu İstanbul toplu taşıma araçlarında geçirmeye başladık. Sebep, bizim bücürün merakı tabi ki...
Merak, Metro ile başladı. Önceleri her hafta sonumuzu Metro yolculuklarıyla geçirdik. Sonra Zeytinburnu istasyonunda Tramvay’a geçiş olduğunu keşfetti ve biz Metro’dan Tramvay’a sıçradık. Neyseki o hat babasının işyerinden geçiyordu da, dönüşümüz arabayla oluyordu.
Sonraları, metroya gidiş gelişler esnasında Metrobüs’ü görüp, onu keşfetmek istedi. Metrobüs çok etkilemedi onu sanırım, bu macera sadece bir seferle sınırlı kaldı ve en son geçtiğimiz hafta sonu trene binmek istediğini söyledi.
Trene ulaşmak bile zahmetli oldu... Önce otobüs, otobüsün eskilerden olmasından sebep deli gibi sıcak, sonra aktarma otobüsün gelmemesiyle binilen taksi... Neyseki tren yenilerden geldi de biraz ferahladık... İnanmazsınız, tren hatlarında bile yapım var. O yüzden trenler uzun aralıklarla geliyor. Tren yolu bir yerde tek hatta düşüyor ve diğer trenin geçmesini bekliyorsunuz!...
Bakırköy’de inip, birşeyler atıştırıp, yürüyerek minibüse, oradan da eve vardık nihayet. Tabi ki, eve girmeden önce dondurmamızı da alarak...
Aslına bakarsanız, bizim için kolay bir aktivite yolu oldu bu. En azından her hafta sonu “Bu sefer ne yapsak?” diye düşünmüyorum ama bu hevesin gittikçe pahalıya mal olacağı, Tibet’in şu sorusuyla gün yüzüne çıkmış oldu : “Anne, bir dahaki izinli olduğunda da uçağa binmeye ne dersin?”
!!!
Allah bana kolaylık versin! :))))
20 Mart 2012 Salı
Oscar çöllerde
Son günlerde bu çizgi film gözdemiz.
Çizgi filmi biz de ailece çok sevdik ama sanırım Tibet'in seyrederken eğlenmesini,
kahkalara doyamamasını daha çok seviyoruz.
Kahkaları öyle güzel dolduruyor ki evin içini, akşamın karanlığında güneş doğuyor sanki...
Aaaa! Bir de...
Artık bir kertenkelemiz olsun istiyoruz.
Eve giren sinekleri yesin diye! :))))
(sineklerden, özellikle de kara olanlarından hiç hazetmez bizim bücür!)
28 Şubat 2012 Salı
İki küpe. Biri bana, biri....
1 Kendimizi günlük telaşlara kaptırıp, iki ayağımızı bir pabuca sokmaktansa, biraz sakin olup, nefes almayı bilmeli. Sonra bir kulağımızdakiyle ötekisinin tutmadığını gün sonunda farketmek bizi önce güldürüp, sonra düşündürebilir.
Mater bile diyor filmde yahu! : “McQuinn hayatı ağırdan almayı bilir!”
Küpe kendime : Acık sakin ol Sibel! Ağırdan alllll!!! Ne olur yani parmak izin biraz geç geçse kapıdan?!!!
2 Bir erkek, bir kadına istediği bir şeyi nasıl yaptırabileceğini bilmeli!
- Annecim, ellerin çok güzel olmuş.
- Canım benim, çok teşekkür ederim :)
- Mavi de çok yakışmış tırnaklarına.
- Ayyyy! Teşekkür ederim aşkım benimmm! :D
- Ama annecim biliyorsun; ben kırmızıyı daha çok seviyorum!
- !!!! :))))))
Küpe erkeklere : Accııkkk oğlumdan örnek alın yaaaa!!!!
9 Ocak 2012 Pazartesi
Damak zevki
Rejime başladım.
Start bugün itibariyle verildi, yarışma başladı...
Rejim yapacağım diye 1 haftadır, canımın çekipte yemediğim gıda kalmadı.
Start bugün itibariyle verildi, yarışma başladı...
Rejim yapacağım diye 1 haftadır, canımın çekipte yemediğim gıda kalmadı.
Resmen çöp öğütücüsü misali önüme ne geldiyse, sildim... süpürdüm...
Tartılmadım ama büyük ihtimalle kendi zorlu çabalarımla verdiğim
hepi topu 2-3 kiloyu da geri almışımdır...
Yemek güzel şey vesselam...
Hele ki yiyeceğinin yanında damağını destekleyen tatlar varsa:
- Anneeee, ben bu mercimeği nasıl yiyeceğim ki! Yanına soğan koymamışsınnnn!!!!
Tartılmadım ama büyük ihtimalle kendi zorlu çabalarımla verdiğim
hepi topu 2-3 kiloyu da geri almışımdır...
Yemek güzel şey vesselam...
Hele ki yiyeceğinin yanında damağını destekleyen tatlar varsa:
- Anneeee, ben bu mercimeği nasıl yiyeceğim ki! Yanına soğan koymamışsınnnn!!!!
10 Ekim 2011 Pazartesi
Melekler Partisi
Tibet daha küçücük bir bebekken, onu kolumla göğsüm arasında tutup,
öylece, beraberce uyumak isterdim. Ama o kadar küçüktü ki, uyuyakalırsam
onu ezmekten korkar, yapamazdım. Onu kollarımda uyurken seyrederdim...
Şimdi neredeyse omuzuma ulaşmış koca bir çocuk! Akşamları çoğunuzun bildiği üzere o uykuya geçene kadar yanında yatıyorum ve artık Prensim uykuya dalmadan önce başını omuzuma koyup, elini de belime atıp öyle uyuyor.
Nasıl bir mutluluk benim için... ve ne güzel bir huzur...
Hafta sonumuz manevi anlamda yorucuydu bizim için. Cuma ve Cumartesi
günlerini ciddi ciddi birbirimizle çatışma halinde geçirdik. Dönem dönem
oluyor böyle zamanlarımız ama bu sefer sanki daha yorucuydu ya da belki
de ben bu aralar duygusal anlamda daha zayıf bir dönemimdeyim ki; bu
ikincisi sanırım daha uygun...
Buna rağmen Pazar günümüzü o kadar güzel geçirdik ki...
“Meleklerle Yaşamak” grubuna üyeyim. Geçenlerde kitabını okumuş, çok etkilenmiş (hatta diğer bloğumda da bahsetmiştim) ve bir meditasyon çalışmasına da katılmıştım. Katıldığım ortamdan da etkilenince, çocuklar için düzenledikleri “Melekler Partisi”ne Tibet’i götürmemek aklımın ucundan geçmedi tabii.
Tibet’in kaydını yaptırdım ve Tibet’e yeni arkadaşların olduğu, beraber şarkılar söyleyip, resim çizecekleri yeni bir yere gideceğimizi söyledim.
Normalde yeniye hemen tepki gösteren oğlum bu sefer çok normal karşıladı durumu. Malum dün çok yağmurlu bir gündü. Arabayı yer bulamam belki endişesiyle yukarıda bir yerde bırakmış olmama rağmen ve hatta yağmur atıştırıyor olmasına rağmen Tibet hiç itirazsız o yolu yürüdü. 5 (belki de 6) katı hiç şikayet etmeden çıktı ve sanki hep bildiği biryermiş, sanki önceden Beki ve Zişan’ı tanırmış gibi hiç hesapsız içeri daldı.
O kadar mutluydu ki, gidip gelip öptü beni, sardı sarmaladı. Eve dönerken “Ne kadar güzel bir gün geçirdik, di mi anne?" diyerek memnuniyetini dile getirdi. "Bir daha olursa gelelim mi yine?" dedim “Kesinlikle gelelim!” diye cevap verdi...
Ve akşam... başını omzuma koydu, elini belime attı...
“İyi geceler annecim, seni çoookkk seviyorum!” dedi...
O uykuya daldı... ben onu kollarımda uyurken seyrettim...
ve yine... ve yeniden...
Teşekkürler "Melekler"...
24 Ağustos 2011 Çarşamba
Battaniyem değerli...
Pamuğumun battaniye aşkından bahsediyorum ara ara, bilirsiniz belki...
Bu battaniye aşkı öyle bir şey ki, anlatılmaz yaşanır. Misal bizim oğlan battaniyesiyle konuşur. Onu bir yerde bırakmak zorunda kaldığı zaman, kendisinden özür diler, neden bırakması gerektiğini anlatır. Sarılır, öper, koklar.
Beyefendinin battaniyesi, en kısa programda yıkanır çünkü bücür ondan ayrı uzun zaman geçiremez. Ayrıca belki de canı yanıyor olabilir battaniyenin canım, fazla dönmesine gerek yok orada di mi ama?!
Babasıyla hemen hemen her akşam aralarında şuna yakın diyaloglar geçer:
M: Tibet, bu akşam battaniyenle yatabilir miyim?
T: Bugün olmaz baba, Pazar günü yatabilirsin ama...
M: Geçen hafta da öyle demiştin ama Pazar günü geldiğinde Cumartesi yatarsın dedin.
T: Ama o gün battaniye seninle yatmak istemediii.
M: Bence sen beni oyalıyorsun Tibet.
T: Tamam babaaa, Pazar günü veririm dedim işte!
Bu battaniye aşkı öyle bir şey ki, anlatılmaz yaşanır. Misal bizim oğlan battaniyesiyle konuşur. Onu bir yerde bırakmak zorunda kaldığı zaman, kendisinden özür diler, neden bırakması gerektiğini anlatır. Sarılır, öper, koklar.
Beyefendinin battaniyesi, en kısa programda yıkanır çünkü bücür ondan ayrı uzun zaman geçiremez. Ayrıca belki de canı yanıyor olabilir battaniyenin canım, fazla dönmesine gerek yok orada di mi ama?!
Babasıyla hemen hemen her akşam aralarında şuna yakın diyaloglar geçer:
M: Tibet, bu akşam battaniyenle yatabilir miyim?
T: Bugün olmaz baba, Pazar günü yatabilirsin ama...
M: Geçen hafta da öyle demiştin ama Pazar günü geldiğinde Cumartesi yatarsın dedin.
T: Ama o gün battaniye seninle yatmak istemediii.
M: Bence sen beni oyalıyorsun Tibet.
T: Tamam babaaa, Pazar günü veririm dedim işte!

Ya da şöyle sonlanabiliyor en kısa ve netinden:
T: Veremem baba, battaniye bensiz uyuyamıyor!
Geçenlerde Deniz sayesinde bir şarkıyla tanıştım. Nakaratında battaniyesinden bahseden... Kumbağ dönüşü arabada çalmaya başladı. Ben de kendisine “Bak bu abiler de senin gibi battaniyesini çok seviyorlarmış, onun için şarkı yazmışlar.” dedim. İlgisini çekti, dinledi ve çok sevdi.
O kadar sevdi ki, her akşam şarkıyı söyletir oldu. Baktım olacak gibi değil cdye kopyaladım evde dinlemesi için ama o ne yaptı? Ben her aradığımda “Anne bak ne güzel şarkı” diyerek bir de telefonda dinletmeye başladı.
Neyseki şarkıyı ben de sevdim, yoksa halim niceydi :D
2 Mayıs 2011 Pazartesi
Hepsi bir arada
Bu sabah;
Sabahtan beri bloğa bir şeyler karalamaya çalışıyorum ama işler fırsat vermedi. Bazen özellikle canımın sıkkın olduğu zamanlarda çalışmak iyi geliyor bana. Takıp kulaklıkları kulağıma, gözüm aklım işte, kopuyorum dünyadan. Her zaman söylediğim gibi, şarkılarla yaşamayı seviyorum. Çalışırken bile hayal kurabiliyorum. Çok mu hayalperestim acaba? Sanırım hayatımda varolmasalar bile ben kurduğum hayallerin gerçekleşme ihtimalini seviyorum :)
Neyse, konumuz bu değildi aslında.
Bu hafta sonu;
Bu hafta sonu babamızı arkadaşlarıyla gezmeye gönderdik, biz ana oğul kendimizi bowlinge verdik. Son gözdemiz bowling ya, evde bir arabalı yatak konuları bir de kurmaca bowling oyunları eksik olmuyor. Yatağı için azimle para topluyor, bowling için hafta sonunu iple çekiyor.
Bu hafta sonu evden çıkarken, geçen sene doğumuna gitmeyi planlayıp, başaramadığım, sonrasında bir türlü vakit ayırıp evinde de ziyarete gidemediğim komşum Gülcan geldi aklıma. Bir arayayım, gelebilirlerse hem biz hem çocuklar kaynaşmış olur, ne de güzel olur dedim aradım. Temizlik falan dediyse de başta, sonrasında ikna oldu ve iki dakikada, iki çocukla hazırlandı. Kalktık gittik bowlinge. Meğer Egemen’de pek bir severmiş bowlingi. İlk parti iyi gittiyse de ikinci partide Tibet’in su koyvermesiyle biz oyun katına yol aldık. Sonrasında beraber yemek yedik ve ardından kahve içtik. Bücürler iyi anlaştılar, sevindik. Güzel sohbetler ettik ve bir daha tekrarlamak üzere vedalaştık.
Pazar günü dedesini özlemiş, kalktık oraya gittik. Bir bahaneyle ananeyi de almış olduk. Sakin bir gün oldu, iş öncesi de çok iyi oldu.
Tavsiye;
Ben moda bloğu değilim ama şu cüzdan/çantayı övmezsem üzülürüm. İyi ki almışım. Artık yemeğe çıkarken ya da Tibet’in çantası varken yanıma birde çanta alma derdinden kurtuldum, çok pratik. Cüzdandan hallice ama ihtiyacım olan her şeyi alabilecek büyüklükte. Markasının ne olduğunu hiç hatırlamıyorum, üzerinde de hiç logo yok?
Tavsiye ederim, rastlarsanız bir yerlerde büyük rahatlık.
Duyuru;
Annesözümüzde yeni bir yarışmamız var. Kendinize özel bir “Anne Sözü”nüz varsa, anneler gününe kadar yazın, sözünüz seçilirse sizi şımartacak güzel bir hediye kazanın.
Benim Tibet’e son günlerdeki anne sözüm “Arabalı yatakta yatmak isteyenin, kumbarası dolu olmalı!” :))))))))
Ayrıca;
“Arabalı yatak alındığında nevresim takımı benden, sakın başkasına söz verme!” ve “Ben de onun bir teyzesiyim, Tibet cüzdanımdan destek almazsa, bozulurum!” diye arayan iki deli! Siz bilirsiniz kendinizi. Seviyorum sizi!!! :))) ve son;
Bloğumun yeni yüzünü nasıl buldunuz?
26 Nisan 2011 Salı
Ben bu hafta sonu
Arabalı yatağı için para biriktirmekte sınır tanımadığını,
“Anne, bu parayı kumbarama atabilir miyim?”
“Nereden aldın tatlım onu?”
“Senin cüzdanından.”
“Aşkım, başka para yok ki cüzdanımda, ben sana sonra veririm.”
“Ama anne, arabalı yatak alıcam, lazım bana!”
23 Nisan’ı üstüne basa basa anlattığımı,
Ebeveynlerimin bana özel günleri öğretmek için
böyle çırpınmadığını hatırladıkça içimin acıdığını,
Camına bayrak asmış bir evin önünden geçerken “Anne bak, çocuk bayramı asmışlar.” demesiyle, bayram ve bayrak kavramını kafasında bir türlü oturtamadığını farkettiğimi,
Beyefendinin son gözdesinin bowling olduğunu,
Beceriksizce de olsa bazı bazı modaya ayak uydurabileceğimi
(acemiliğimin kusuruna bakmayın),
Ve tüm acemiliğime rağmen bazı bazı fotoğraf yarışmasına katılabileceğimi(zi)
(henüz fotoğrafımızın kabul edilip edilmediği belli olmadığı için fotoğrafı yayınlayamıyorum)
Gördüm, öğrendim, anladım...
22 Nisan 2011 Cuma
Yatak dediğin SİYAH olur!
Nasıl oldu bilmiyorum? Arabalı yataklara kafayı takmış durumda.
Yatıyor arabalı yatak, kalkıyor arabalı yatak.
Sohbetlerimiz artık arabalı yatakla ilgili sadece.
Dün kulağımıza gelip gidip arabalı yatak deyip, kahkalar attı.
Annem; “Arabalı yataklar çok pahalı, biraz ucuzlasın yaşgününe alacağız.” demiş.
Güzel demiş demesine de... nasıl ucuzlar bilemiyorum.
Fiyatı sordum Çilek’e, dudağım uçuklayacaktı az kalsın! Çilektekinin fiyatına başka mağazalarda takım olarak satıyorlar ama ne yazık ki beyefendinin beğendiği yatak Çilek’ten. Siyah!
Geçen gün AVM’lerden birinde gördü mağazayı, koşturdu içeri. Kırmızısı, siyahı... dolanıp duruyor. Satış elemanı da peşimizde haliyle. Dönüp durduktan sonra geldi siyah arabanın başına “Bunun ışıkları yanmıyor mu, ses çıkartmıyor mu?” diye sordu kıza. “Işıkları da yanıyor, sesi de çıkıyor.” dedi kız.
Bir süre durdu öyle yatağın başında, döndü bana “Anne madem ışıkları yanıyor, sesi de çıkıyor, neden açmıyorlar öyleyse? Hiç anlamıyorum!” Kızcağız arkada koptu, yerden toplayacaktım az kalsın! Dayanamadı gitti yatağın anahtarını verdi bizimkine, açtı açtı kapadı yatağın sesini ışığını beyefendi. Bir de sahiplendi, gelen gideni yaklaştırmıyor yanına ama tanıtımını süper yapıyor! Anlatıyor da anlatıyor, yok ışığıymış, yok sesiymiş, yok rengiymiş. Yukarıda kırmızısı da varmış ama bu onunmuş, onlar isterlerse onu alabilirlermiş. Biraz daha kalsaydık mağazanın yeni elemanı olacaktı neredeyse, o kadar benimsedi herkes kendisini.
Yatağı aldığımız zaman onunla birlikte yatağa sığıp sığmayacağımın hesaplarını yapmaya başladı. Sığmazsam o uyuyana kadar elini tutarmışım artık!
Yatağı eve amcalar getirecekmiş, kuracaklarmış, çok güzel olacakmış.
Kumbarasını bu sayede doldurdu. Şimdi onu kağıt paraya döndürüp, tekrar dolduracakmış.
O kadar kafayı bozmuş durumda yani.
Bilmem ki yaşgününe kadar bu sevdası geçer mi?
Yarın 23 Nisan
Çocuklarımızın geleceğiyle oynanan bu tuhaf eğitim ve yönetim sistemini gördükçe, Atamızdan yadigar bu günlerin önemi gittikçe daha da artıyor benim gözümde.
..........
Tüm çocuklarımızın ve gönlü hala çocuk kalmışların gününü kutluyorum.
Anne Sözü’nde 23 Nisan yarışmamız tamamlandı.
Bugünkü aklımla çocuk olsaydım cümlemizi tamamlayanlar blogta isimsiz olarak yayınlandı.
Oylarınızı bekliyoruz. Birinciye çok güzel hediyelerimiz var :)
Kendinize oy vermeyin sakın, yakalarız heee! :)))
Bu hafta sonu oğluyla birlikte salıncakta sallanıp, kaydıraktan kayan birini görürseniz, ben olma ihtimalimi göz önünde bulundurun. Hele ki saçlar kızılsa, kesin benimdir!
İyi hafta sonları hepinize :)
8 Mart 2011 Salı
Hem sosyal, hem asosyal
Benim oğlan bi acayip! Gerçekten...
Hem çok sosyal, bir o kadar da asosyal bir çocuk...
Cumartesi günü namı değer gelinimiz Yaz’la buluştuk.
APlus Deniz’in dediği kadar çocuk dostu bir mekan gerçekten. Yemek katında çocuklar için hem jetonlu hem de özel oyun alanları var. Özel oyun alanı dediğim yer bildiğiniz oyun parkı. Kaydıraklar, trambolinler, top havuzu... Bırakıyorsunuz çocuğunuzu, eğitimli, güler yüzlü ablalarla birlikte günlerini gün ediyorlar.
Ama bizim bücür ne yaptı? “Girmiicemmm, bana ne girmiiicemmmm!” diye tutturdu. Canım bebeğim Yaz da “Tibet girmezse ben de girmem!” diye tutturdu. Biz kahve ve sohbet hayalleri kuran iki anne, hayal kırıklığı içinde jetonlu oyun alanına gitmek zorunda kaldık. Neyseki orada güzel eğlendiler. Onlar eğlendiler ama bizim (özellikle de sabahtan beri orada olan Deniz’in) pili bitti.
Neyseki beyefendiyi ve Yaz’ı ikna ettikte kahve içmeye inebildik. Aslında sadece Tibet’i ikna etmek yetti desem daha doğru olur. Maşallah Yazcım zaten o kadar uyumlu ve sosyal bir çocuk ki onu ikna etmeye pek de gerek kalmıyor. Başta pek oralı olmadılarsa da güya kahve (sıcak çikolata) ve çikolatalı pastayı görünce keyifleri yerine geldi. Yaz’ın araya serpiştirdiği dans ortama damgasını vurdu :)
O güne mahsus APlus’a çocuklar için golf alanı kurmuşlardı. Bizim afacanlar bir de golf oynadılar ki görülmeye değerdi. Meğer Tibet’in golfe bayaa ilgisi ve becerisi varmışta haberimiz yokmuş :) döktürdü desem abartmış olmam, gizli gizli gurur duydum oğlumla :) çok pahalı bir spor olmayaydı, ahhh ahhhh :P
Yaz’la Tibet’in el ele yürümeleri, birbirlerini koruma çabaları (Yaz gel üşüyeceksin, Tibet gel bak sana göstereyim nereden gideceğimizi...), birbirlerine sevgi sözcükleri anlatılmaz yaşanırsa da aralarında geçen şu diyaloğu yazmadan geçemeyeceğim :
Yaz: Tibet ben seni çok seviyorum
bir yandan Tibet’e sarılmaya çalışıyor
Tibet : Ben de seni çok seviyorum
bunu söylerken Yaz’a değil benim ayağıma sarılmış vaziyette, kafa önde, yandan yandan Yaz’a bakmakta. Yaz haliyle niye bana sarılmıyor şaşkınlığı yaşamakta
Ben : Yazcım, utanıyor o yüzden sana sarılamıyor canım
teselli etme çabalarım :P
Yaz : Tibetttt, utanıcak bişii yok kiii, sarılabilirsinnnn!
Yaz : Tibetttt, utanıcak bişii yok kiii, sarılabilirsinnnn!
bunu söylerken bir elini Tibet’in sırtına koymuş, sıvazlıyordu :)
28 Şubat 2011 Pazartesi
Civciklerle güzel bir gün...
Bunca zaman havaların bahardan hallice gidip gidip, geçtiğimiz hafta sonu bozması bir şeye delalet midir acep?
Tibet ve benim heyecanla beklediğimiz bir hafta sonuydu. Aslında Deniz ve Yaz’ın da... Planlanmakta olan bir çekim geçtiğimiz hafta sonuna alınınca, Deniz ve Yaz bizimle birlikte gelemediler...
Tibet’le beraber düştük yollara. Davetli olduğumuz eve giderken kar yağmaya başladı. Bücürümün “Anneee, bak kar yağıyor!” demesiyle farkettim kar olduğunu.
“Anne beraber kardan adam yaparız, birbirimize kar atarız çok yağarsa di mi?”
Hatırlıyor olması beni şaşırttığı kadar sevindirdi.
Yolda tabelaların gideceğimiz yönü gösteren oklarını araya araya, güle oynaya ve sanki elimizle koymuş gibi bulduk evi.
Çok gizemli oldu değil mi? :)
Cumartesi günü Civciklerin yaşgünündeydik biz.
Blog dünyasında ilk tanıdıklarımızdandır Özge ve Civcikler. Doğal olarak bizim için özellerdendir. Özge dünya tatlısı, çekiğin ötesi gözlere sahip bir güler yüz. Sarılıp sıkılası, çok ama çok sevilesi. Eşi deseniz öyle. Civcikleri söylemeye bile gerek yok, yanakları yeter!
Öyle bir masa hazırlanmıştı ki, ilk başta kimsenin dokunup bozmaya eli gitmedi.
Özge ısrar etmek zorunda kaldı :)
Özge'nin el becerisi de mükemmel. Misafirlerine vereceği hediyeler için çantaları da kendi hazırlamış. Harika olmamış mı?
Civcikler o günün kendi günleri olduğunun farkında, arkadaşlarıyla mutlu, arada bir nazlı, arada bir ressam, bazen konuşmacı ama en önemlisi sıkı şarkıcıydılar.
Alemsin civcikoğlan, aklıma geldikçe gülüyorum hala :D
Tibetse kendine bir asker arkadaşı buldu. Daha girer girmez sahiplendi Can abisini. Sanırsınız kırk yıldır tanıyor, kırk yıldır dost.
“Sen bırak şimdi fotoğraf makinasını, hadi gel içeride oynayalım!”
Can sağolsun hiç kırmadı Tibet’i. Eşi Şeyma ile birlikte onunla oyunlar oynayıp, ne istediyse yaptılar. Çok yaşayın emi dostlar :)
Canım civciklerim, hep mutlu, huzurlu, keyifli ve bereket dolu bir hayatınız olsun.
Hep sevdiklerinizle... ve bizimle ;)
16 Şubat 2011 Çarşamba
Geç olsun güç olmasın
Hafta sonu uzun zamandır planlayıp, sürekli ertelemek durumunda kaldığımız buluşmayı gerçekleştirdik nihayet. Grubumuzun yeni üyeleri de vardı bu sefer :)
Güler yüzlü, güzel ev sahibimiz annesiyle el ele verip öyle güzel bir sofra hazırlamıştı ki, kendi adıma kiloma kilo kattığımı çok net söyleyebilirim. Çocuklar için ne kadar keyifli bir gün olduğunu ise söylemeye gerek bile görmüyorum. Deniz ve Zeynep’in çocukları çok güzel eğlendirme yetenekleri olduğunu keşfetmiş oldum, olduk.
Çocuklar şarkılar söyleyip, hoplayıp zıplayıp, yerlerde yatıp yuvarlanıp, bir güzel kurtlarını döktüler.
Tibet için bu buluşmanın ayrı bir önemi vardı. Uzuuun zaman sonra Yaz’la görüşeceği gündü ve gerçekten çok heyecanlıydı :) inanır mısınız, onu görünce utangaçlıktan bir süre yüzüne bakamadı :D
Ziyaret dönüşü ise aşağıda geçen diyalog harikaydı.
Tibet Yazcım, bize gidip, beraber Wall-E seyredelim mi?
Yaz Hayır, babam evde beni bekliyor, gelemem!
Tibet Tamam, bakşa (başka) bi zaman gelirsin, o zaman seyrederiz.
Yaz Hamam (tamam), başka bi zaman gelirim...
Her buluşmamız belli ki ayrı bir keyif olacak.
25 Ocak 2011 Salı
Uçak hatırına...
Oğlum bana, babasına "Bana bu kitabı okur musun?" dedi ya,
yetmedi eline alıp, sayfaları çevirip, kendince okudu ya...
Oh, bugünleri de gördüm ya...
Şükürler olsun...
Kitabı Füsun'un Defne'nin kitapları etiketlerinden, bu yazıdan görmüş almıştım.
Bu vesileyle Füsun'a ve Defne'ye teşekkür ederim :)
Teyzesiyle pozlar verdiği bir akşamdan :)
6 Aralık 2010 Pazartesi
Sevilesi...
Bu sefer iki koldan mimlendim. Önce Bahriye, sonra Deniz Tibet’in en sevdiği oyuncaklarını sordular.
Tibet oyun konusunda çok değişken bir çocuk. Aslına bakarsanız, oturayım oynayım çocuğu değil. Aklı fikri “hoplasın, zıplasın, koştursun”da. Bu yüzden alt kat komşularımız bizden oldukça şikayetçi :)
Yine de var tabii sevdikleri. Mesela arabalarına çok düşkün, hele ki Şimşek McQuinn’e. Her dışarı çıkışımızda basit bir tane bile olsa bir arabayla dönüyoruz eve neredeyse, evde ortalık irili ufaklı arabalardan geçilmiyor. Oyun sırasında arabaları sadece araba değil uçak olarak da kullanıyor :) bir de sürekli çarpıştırıyor.
Son zamanlarda hamura çok takmış vaziyette. Hamurlarla birşey ortaya çıkartmaktan ziyade onları mıncırmayı çok seviyor. Bir de son aldığım kalıplardan balığı çok sevdi, onunla babasına balık yapıp duruyor. Haftada en az iki gün babası vesilesiyle balık yemekten falan herhalde :)
Bir de son bir iki haftadır yap-bozlarına taktı kafayı. Fotoğrafını gördüğünüzü Umur ve Ada yaşgününde göndermişlerdi ama beyefendi kendisiyle şimdilerde haşır neşir olmayı uygun gördü. Yalnız sandığınız gibi değil olay. Yap-bozlar ortaya dökülüyor, anne ya da babayla birlikte başına oturuluyor, sonra “bunu buraya koy, onu oraya koy, aaa burası değilmiş, yoksa bu muymuş?”larla anne babaya yaptırılıyor. Yapıldıktan sonra da hadi traktörü sürelim diyerek halının üzerinde yapboz gezintiye çıkarılıyor.
Oyuncaktan sayamayız ama bir de fotoğraf makinesi var ki, onu kaptırırsak, elinden almak ciddi bir uğraş gerektiriyor. Geçen gün bana resmen mankenlik yaptırdı :)
“anne elini koy şöyle, tamammmm, çekiyorummmm!”
çocuklar için fotoğraf makineleri varmış, sanırım bir tane almak hiç fena olmayacak :)
Bizden bu kadar. Şimdi paslıyorum, tabi önceden yapmadıysanız ve yapmak isterseniz:
Civciklerimin annesi, Başak, Özgür Anne, Bedardem, Burcu ve Kırmızı Woswos...
Tibet oyun konusunda çok değişken bir çocuk. Aslına bakarsanız, oturayım oynayım çocuğu değil. Aklı fikri “hoplasın, zıplasın, koştursun”da. Bu yüzden alt kat komşularımız bizden oldukça şikayetçi :)
Yine de var tabii sevdikleri. Mesela arabalarına çok düşkün, hele ki Şimşek McQuinn’e. Her dışarı çıkışımızda basit bir tane bile olsa bir arabayla dönüyoruz eve neredeyse, evde ortalık irili ufaklı arabalardan geçilmiyor. Oyun sırasında arabaları sadece araba değil uçak olarak da kullanıyor :) bir de sürekli çarpıştırıyor.
![]() |
| Customize a free postcard design |
Son zamanlarda hamura çok takmış vaziyette. Hamurlarla birşey ortaya çıkartmaktan ziyade onları mıncırmayı çok seviyor. Bir de son aldığım kalıplardan balığı çok sevdi, onunla babasına balık yapıp duruyor. Haftada en az iki gün babası vesilesiyle balık yemekten falan herhalde :)
Bir de son bir iki haftadır yap-bozlarına taktı kafayı. Fotoğrafını gördüğünüzü Umur ve Ada yaşgününde göndermişlerdi ama beyefendi kendisiyle şimdilerde haşır neşir olmayı uygun gördü. Yalnız sandığınız gibi değil olay. Yap-bozlar ortaya dökülüyor, anne ya da babayla birlikte başına oturuluyor, sonra “bunu buraya koy, onu oraya koy, aaa burası değilmiş, yoksa bu muymuş?”larla anne babaya yaptırılıyor. Yapıldıktan sonra da hadi traktörü sürelim diyerek halının üzerinde yapboz gezintiye çıkarılıyor.
Oyuncaktan sayamayız ama bir de fotoğraf makinesi var ki, onu kaptırırsak, elinden almak ciddi bir uğraş gerektiriyor. Geçen gün bana resmen mankenlik yaptırdı :)
“anne elini koy şöyle, tamammmm, çekiyorummmm!”
![]() |
| Postcard design personalized with Smilebox |
çocuklar için fotoğraf makineleri varmış, sanırım bir tane almak hiç fena olmayacak :)
Bizden bu kadar. Şimdi paslıyorum, tabi önceden yapmadıysanız ve yapmak isterseniz:
Civciklerimin annesi, Başak, Özgür Anne, Bedardem, Burcu ve Kırmızı Woswos...
4 Mart 2010 Perşembe
Pazar
Pazar günü Deniz'in de şu yazısında anlattığı gibi eski iş arkadaşımız Nevcihan'ın oğlu Mete'nin yaşgünündeydik. Tropikal Cafe'de.
Mekanda çocuklar için alanlar mevcut. Oyun odası, top havuzu, kaydırak, vs....
Yaşgünü sırasında çocukların başında bir abla olacaktı ama abla anneler çevrede olduğu müddetçe ortada görünmeyince, bırakıp oturmakta mümkün olmadı tabii. Hatta bahçede kurulan masayı bu yüzden içeri aldırmak zorunda kaldık.
Mete'nin bu yaşgünü sayesinde, çocuk çok olunca evde ya da dışarıda yapmanın tek farkının evin dağılmaması olduğunu anlamış olduk böylece :)
Tibet ve Yaz'ın iletişimleri süperdi. Sanki doğduklarından beri beraberlermiş ya da sık sık biraraya geliyorlarmış gibi harika anlaştılar. Özellikle dönüş yolunda uyumak için birbirlerinin ellerini tutmaları, Tibet'in uyudu mu diye Yaz'ı kontrol etmesi ve onun uyuduğuna kanaat getirince uyuması görülmeye değerdi.
Mekanda çocuklar için alanlar mevcut. Oyun odası, top havuzu, kaydırak, vs....
Yaşgünü sırasında çocukların başında bir abla olacaktı ama abla anneler çevrede olduğu müddetçe ortada görünmeyince, bırakıp oturmakta mümkün olmadı tabii. Hatta bahçede kurulan masayı bu yüzden içeri aldırmak zorunda kaldık.
Mete'nin bu yaşgünü sayesinde, çocuk çok olunca evde ya da dışarıda yapmanın tek farkının evin dağılmaması olduğunu anlamış olduk böylece :)
Tibet ve Yaz'ın iletişimleri süperdi. Sanki doğduklarından beri beraberlermiş ya da sık sık biraraya geliyorlarmış gibi harika anlaştılar. Özellikle dönüş yolunda uyumak için birbirlerinin ellerini tutmaları, Tibet'in uyudu mu diye Yaz'ı kontrol etmesi ve onun uyuduğuna kanaat getirince uyuması görülmeye değerdi.
Özellikle top havuzu çocukların gözdesi oldu. Tibet sanki gökyüzünü seyreder gibi uzanıp durdu topların arasında.
Yaz kendisine "Fıstık" yapsın diye Yaz'ın peşinde dolandı :)
videosu burada
Kuleler yaptı...
Sağdaki fotoğrafta Deniz'e bakıyor öyle hayran hayran :)
Deniz ablasını çok sevdi :)
Yaşgünü pastası geldiğinde niyeyse çok şaşırdı...
Deniz ve Yaz ne güzel çıkmışlar değil mi?
"İnsanın güzelliği yüzüne yansır"ın deyiminin
örneklerinden benim için bu ana kız işte :)))
Özle ve oğlu Ali Ömer'de diğer örneği :)
Çok özlemiştim Özle'yi. Çocukların peşinde koşturmaktan pek söyleşemedik ama en kısa zamanda bir araya gelme kararı aldık...
Bir pazarı da böyle bitirdik. Yorgun ama mutlu :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






























