Başardık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Başardık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Ben yaparım!!!

Anlaşılan o ki; oğlum büyüdüğünün farkında...
O kadar farkındaki, artık yardım kabul etmiyor, işlerini kendi halletmek istiyor...
Tabi ki "işine gelenleri"!!!

Sık sık "Ben arkadaşıma bir bakıp geleyim." diyerek rüştünü ispat etmeye çalıştı ve bunu başardı!


Sahi...
Ben bu duvarı yardım almadan, ilk defa geçişimde kaç yaşımdaydım ki???

9 Nisan 2012 Pazartesi

Bu daha bir İLK!


Tibet’i sanırım iki sene önce ilk kez tiyatroya götürmüştüm. Burcu ve Irmak’la buluşmuş, Profilo’da ki bir çocuk tiyatrosuna gitmiştik. İçeriye girmiş, oturmuş, oyunun başlamasına iki dakika kala apar topar çıkmıştık. Sebebi ise; Tibet’e oyun sırasında “ışıkların kapatılacağını” söyleme gafletinde bulunmamdı!
Amanın sen misin söyleyen! Yıktı ortalığı “Ben karanlıkta oturmam, bana ne seyretmem!” diye... Ondan sonra sahnenin ışığının etrafı fazlasıyla aydınlattığını söylememin hiç bir anlamı olmadı tahmin edersiniz ki...

Uzun zamandır kendisiyle sinema, tiyatro muhabbeti yapıyoruz. Gidip, gitmeme konusunu didikliyoruz ama hep lafta tabii. En son tiyatroya gidebileceğine karar vermişti ama iş gitmeye geldi mi binbir çeşit bahane üretiyordu beyefendi.

Geçen hafta Deniz’in eşi dilersek “Çocuklar için öylesine bir dinleti” gösterisine bilet ayarlayabileceğini söyledi. “Çok seviniriz.” dedim ama bir yandan da Tibet’in bu haberi benim gibi sevinçle karşılamayacağını düşünüyordum.

İlk söylediğimde hemen “Hayır”ı yapıştırdı tabii. Sonra sonra itiraz etmemeye başladı.
ve beklenen gün geldi çattı! Deniz’le ve Yaz’la buluşuldu, biraz erken mekana varıldı. Maksat önden ufaklıklara yemek yedirmekti ama benim açımdan biraz havaya girmesiydi bir yandan da...



Ünseli ve Ünsu’da aramıza katıldı ve salondan içeriye girdik. Daha doğrusu Tibet Deniz’le birlikte girdi. Deniz’in ellerinde kendini daha güvende hissetti sanırım. Bir yandan itiraz, bir yandan merak... Bir durmayacağım gideceğim, bir ilgiyle etrafı izleme...
karıştı birbirine...



İlk başlarda gitme, gitmeme kararsızlığı yerini ilgiyle seyretmeye bıraktı. Sonlara doğru gitme dürtüsü tekrar ayyuka çıktıysa da, oyunda kar yağacağı beklentisi onu sonuna kadar tuttu... Hatta oyunun sonunda oyuncularla fotoğraf bile çektirdi ve böylece hayatımızda bir ilk daha gerçekleşmiş oldu.



Bu yüzden Murat’a ve Deniz’e çok ama çok teşekkür ediyorum.
Murat, bizi de düşünüp bilet ayırdığın için...
Denizim, oğluma verdiğin güven için...
Sayenizde bu çok önemli ilki yaşadığımız için...

Bundan sonrası ne olur bilinmez.
Bücürcan sorulduğu zaman gel-git’li cevaplar veriyor çünkü.
Bir “Asla bir daha tiyatroya gitmem!” diyor, bir “Çok güzeldi baba, ben seni tiyatroya götürürüm!” diyor, bir “Annecim, tiyatroda çok eğlendim, başka tiyatroya gitmem, yine aynısına gidelim.” diyor...

Hazır başlamışken bir deneme de sinema mı yapsak diyorum ama...
Artık... Kısmet! :)

6 Mart 2012 Salı

Ben 7 rakamını severim


Bir kadının kendisiyle barışık olmasının birincil koşulu sanırım aynadaki aksini sevmesi ya da en azından ondan nefret etmemesi.

Uzun zamandır kilolarıma takığım... Yaklaşık 7 yıl kadar bir süredir...

2005 yılının 1 Ocak sabahı, güneşin doğuşuyla birlikte son sigaramı içtim. 33 olmak üzereydim ve içtiğim sigara günde 1,5 paketi geçmişti. Bir kerede bıraktım. Kendim bile inanamıyorum hala bunu nasıl başardığıma...

Ama işin kötü tarafı sigaranın boşluğunu abur cuburla doldurdum ve 8 ay içinde 8 kilo aldım... Her aya bir kilo...

Yemeye başlayınca, yemenin tadını alınca bu 8 kilonun üzerine daha da eklemek çok kolay oldu tabii... Benim gibi yemekten ziyade kuruyemiş ve tatlıyla beslenen biri iseniz hele ki...

1 yıl içinde 52 kilodan 62 kiloya terfi ettim. Üzerine arada bir alınan 2-3 kiloyla birlikte 64-65i bile gördüm... Sonuç olarak kendinden nefret etmeye varan depresyon hallerine gark oldum.

Bir zamanlar bir yerlerde 7.yılın dönüm noktası olduğunu okumuştum. Bende de böyle mi işledi durum acep?


Ocak ayı başında karar verdim zayıflamaya. Önceden de bir çok kereler vermiştim ama bir yerlerde hakim olamayıp boğazıma bozmuştum diyeti. Bu sefer daha kararlıydım. Yani sanırım öyleydim, şu anki sonuç onu gösteriyor en azından.

9 Ocak’ta startı vermişim. Şimdilik asayiş berkemal... Başladığımda 62 kiloydum, şu anda 55. Aslında ulaşmak istediğim kilo 54 ama ben 52ye düşeyim, koruma aşamasında 1-2 kilo alırsam moralim bozulmasın diyorum. Umarım başarırım...

Hadi hayırlısı bakalım...

12 Kasım 2010 Cuma

Bir tuvalet hikayesi





Unuttum... oğlumun tuvaletini artık lazımlığa yaptığını yazmayı unuttum...

Ama unutmakta haksız sayılmam, az çok son yazdıklarımdan biliyorsunuz sizde.
Bu bir özür kabul edilebilir (di mi?).

Aslına bakarsanız çok zorlu bir süreçti. Olayların gelişimi çok vahim görünüyordu başlarda. Çişini tuvalete yapıyordu ama kakası geldi mi bez bağlatıyordu velet! Bir iki kere tuvalete yapmış olmasına ve çoğunlukla tutamayacak hale gelmesine rağmen oturtamıyorduk... Bir kaç arkadaşım, alt komşum çocuklarının artık tuvalete yaptıklarını söylüyorlardı, gizli saklı motive etmeye çalışıyorlardı ama nafile... Açıkçası ümidimi yitirmiştim ve ipin ucunu da bırakmıştım. İşin güzel olan tarafı, gece çişi için hiç uğraşmamıştım ve buna şükrediyordum (hala şükrediyorum).

Derken günlerden bir akşam alt komşumuza indik (kendisi butik pastacı, herkese tavsiye ederim, süper!). Bücürler Arda’nın odasında oyun oynuyorlardı. Birden bir çığlık koptu Tibet’ten. Ödüm patladı, çok kötü bir manzarayla karşılaşacağımdan emin, koştum(k) odaya.

Gördüğüm manzarayı önce anlamlandıramadım; ayaklar, vücut, bütün beden baştan aşağıya kasılmış, surat kıpkırmızı olmuş, kasıntıdan pek başarılamayan bir ağlama hali (arada bir şekilde çığlık kaçmış ağzından belli ki)...

Ne olduğunu sordum panikle, zar zor “Kakam” diyebildi. “Tamam” dedim “dayan biraz, eve çıkalım!”. Onu kaptığım gibi eve koştum. Koşarak yukarı çıkarken, birden cin fikirli! Sibel beynimde konuşmaya başladı :)
“Sibel, fırsat bu fırsat güzelim, farkındasın di mi? Bak bunu kullanırsan, devamının gelme ihtimali yüksek! Çabuk düşün, çabuk karar ver!!!”

Eh, fazla düşünmeye gerek yoktu haliyle. Zaten lazımlığı tuvalette hazır duruyordu, hemen soktum tuvalete. Lazımlığı görünce yaygarayı kopardı, aşağıdakinden daha fazla kastı kendini “Yapmııcammmm, lazımlığa yapmııcammmm!” diye ama o kadar sıkışmıştı ki, tutamadı. Bir yandan boynuma sarılmış, bir yandan “Anne, bak gidiyo, bak! Zaten korkucak bişii yok ki! Ah be bebeğim niye korkarsın ki zaten! :( Di mi anne? Bak gidiyo, bak!” deyip duruyordu.

Cin fikirli! Sibel içeride şeytani kahkalar atarken ben “Bu kokuyu çekmeye değer miydi? Yapsındı işte bezine, ne vardı?” diye hayıflanmaktaydım... Üstelik bunun devamının geleceği konusunda onun kadar emin de değildim... ne de olsa önceden bir denenmişlik vardı.

Bu yaptığımın etik olup olmadığını hala kendi kendime sorguluyorum ama neticede Cin fikirli! Sibel haklı çıktı işte, öyle veya böyle işe yaradı. Artık kakasını gayet düzenli ve itirazsız lazımlığa yapıyor. Boynuma sarılmış bir şekilde yapıyor ama olsun, bu da geçer elbet :)
Üstelik her yaptığını bir şeye benzetme huyu da var. Örnek vermeyeyim, mazallah yemekten, çiçekten soğuyabilirsiniz :)

Son söz: Canım oğlum, ben biliyordum zaten başaracağını. Keşke sen de bilseydin de kendini bu kadar sıkıntıya sokmasaydın...
Sen sen ol, yaptığın her işte kendinden emin ol! Yoksa kasan da, kasılan da çok olur!!!

Görsel internetten alıntıdır.

9 Mart 2010 Salı

Yaşasın! Başardık!

Cumartesi günü arkadaşlarımla buluşacaktım aslında.

Tibet’te biraz öksürük, hafif burun akıntısı ve bolca huysuzluk olunca bırakıp gitmeye içim elvermedi. Zaten bütün bir hafta birbirimizin yolunu gözlüyoruz, hasta hasta bırakamadım, arkadaşlarım kırıldılar galiba bana :(

Neyse, konuya başlamadan dağıtmayayım, anlatacağım bu değil tabii :)

Çok ilginç, çok beklenmedik bir gelişme yaşandı bu hafta sonu bizim cephede.
Bütün amaç bir denemeydi, öylesine...
ama sonuç hiç ummadığımız şekilde olumluydu :)

Takip ettiğim bloglardan birinde (bir türlü hatırlayamıyorum, bu yazıyı okursa eğer, onlar bizdik desin ne olur!) okumuştum. Emziği ufaklığın kendisine attırmışlardı ve bıcırık bir daha istememişti.

Benim Tibet’e emzik bıraktırma gibi bir niyetim yoktu aslına bakarsanız. Sebebi de sadece uyku sırasında emzik kullanması. O yüzden pek önemsemiyordum ama işte aklıma düşünce çöpe atma hikayesi, deneyesim tuttu :) ve olay şöyle gelişti :

Tibet’e “Emziği atmak ister misin?” diye sordum, pek bir hevesle kabul etti bücür. “Ama” dedim “iyice anlamalısın, eğer atarsak bir daha emzik almayacağız ve emziksiz uyuman gerekecek”. Bir an bir tereddüt eder gibi oldu “Atmak istiyoyum anne” dedi. “Peki” dedim ve arka pencerenin camından büyük bir coşkuyla attı emziğini aşağı!

Biraz zaman geçip, uyku ağır basınca emzik istedi tabii. Bunu bekliyordum zaten. “Attın ya Tibetcim emziği, yokki emziğin” dedim. “Teyzem alsın gelirken” dedi. “Söyleyelim teyzene, bulursa alsın o zaman” dedim. Teyzesi bulamadığını söyledi doğal olarak ve o gece emziksiz uyuduk.
Biraz sızlanarak ama çabucak sızarak hem de...

Sabaha karşı uyandığı bir ara, bugüne kadar hiç istememiş olmasına rağmen emzik istedi. Yine attığını söyledim, arkasına dönüp hemen uykuya daldı tekrar...

Asıl zorlu olan gün Pazar oldu...
Çok huysuzluk yaptı, türlü bahaneler uydurarak ağladı durdu. Araya emzik istediğini sıkıştırdı ve aynı cevabı aldı. Üstelemedi daha doğrusu sanırım üsteleyemedi ama, o huysuzluğun dibine vurdu, biz de anlayışın :)

Akşam olupta uyku vakti yaklaştıkça “Anne biz şimdi emziksiz uyuycaz” deyip durdu. Emziksiz uyuyacağı için takdir gördü, takdir gördükçe gururlandı, gururlandıkça emziksiz uyuyacağını tekrarladı. Yandan yandan gülüşler attı... Uykudan önce yine huysuzlandı ama yine hızlıca sızdı... ve bu sefer bütün gece boyunca hiç emzik istemedi :)

Bu arada bir hatam oldu sanırım. Ona “Bak sen de abi oldun artık” dedim, maksadım onu teşvik etmekti aslında. Cevabı “Ben Abdullah mı oldum simdi?” oldu! (komşunun oğlunun adı Abdullah ve ona abi diye sesleniyor) Afalladım... “Hayır” dedim “hani Abdullah emzik kullanmıyor ya, onun için öyle söyledim”. Sanırım bunu kıyaslama gibi algıladı. Hiç öyle bir niyetim yoktu aslında. Ağzımızdan çıkana gerçekten dikkat etmek gerekiyor. Çok üzüldüm sonradan ama söylemiş bulundum/bulunduk bir kere.. Üstüne annem de tesadüfen “Benim oğlum abi oldu artık” dedi. Bizimki “Ama ben Abdullah diilim ki, Tibetiiimmm!” diye cevap verdi.

Bir çocuğun anneye tokadı da böyle olur işte! Bu da müstehak bize! :)
Onlar düşe kalka büyüyor, biz de yanlış, doğru yapa yapa ebeveyn oluyoruz maalesef :))))

Neyseki sonuç güzel oldu...
Şimdi “Ben artık emziksiz uyuyorum” diye ilan ediyor herkese :)
Kocaannesine, Bayay’a (Bahar), Şuştopa’ya, Asan’a (Hasan), Beste’ye...
Bunu başardık demek için Pazartesi’nin geçmesini özellikle bekledim, hani ne olur, ne olmaz diye. Onu da atlattık çok şükür.

Artık emziğimiz yok :)

Sırada bezi atmak var...

Şimdiden konuşmalar yapılıyor. Henüz ikna edemedik ama havalar biraz ısınsın...
Onu da böyle kolaylıkla hallederiz inşallah...
Bu Tibet’in son emzikli fotoğraflarından...

Bu da Tibet’in en sevdiğim emzikli fotoğrafı olarak kayda geçsin lütfen! :)

Darısı emzik bırakmak isteyen minikler ve annelerinin başına :)
kim istiyor kim istemiyor tartışılır ya gerçi :P