Bir mimle daha karşınızdayım :)
Bir süre önce Nazlı sobelemişti beni... Çok zorlu bir mim oldu benim için açıkçası...
Üzerinden çok geçmeden cevaplayayım ;)
1. Su mu, ateş mi, güneş mi olurdun? Neden?
Güneş olurdum. Soğukta, yalnızlıkta, hüzünde insanların içini ısıtmak için...
2. Taş olsan nerenin taşı olurdun?
Üzeri boyanan, boyandıktan sonra gururla evin en güzide köşesinde sergilenen bir taş olmak isterdim.
3. Neyin ve kimin karşısında, hangi durumlarda susarsın?
Ben genellikle anlaşılamadığımı hissettiğim zamanlarda susarım ya da söylediklerimin boşa gittiğini anladığımda.
4. Kusur olsan nasıl bir “kusur” olurdun?
Kötü geçmişi unutturan bir kusur olurdum, "Balık hafızalı olmak" gibi mesela. Yaralar tekrar tekrar acımazdı böylece...
5. Küfür olsan ne olurdun? kime savrulurdun?
Küfür olmayı daha iyi becerebilirim. Gerçek kabak gibi ortadayken, görmeyenlere savrulurdum!!!
6. Esir olsan neyin veya kimin esiri olurdun/olmak isterdin?
AŞK’ın...
7. Bir suç olsan “nasıl” bir suç olurdun?
Her şeye rağmen göze alınan bir suç olurdum...
8. Topraktaki güç olsan o güçte ne yetiştirilirdi?
Şifa.
9. Sayılmadığında ne hissedersin?
Bazen görünmez olduğumu düşünüyorum. Tanıdık, bilindik bir ortamda dahi görülmeyen, duyulmayan, varlığı hissedilmeyen...
10. Bir “oyun” oynasan ne oynardın?
Gerçek AŞK’ı oynamak isterdim.
******
Gördüğüm kadarıyla ben cevaplayana kadar çoğunluğunuz yaptı bu mimi. Yapmayıp, yapmak isteyenlere gelsin bu mim ;)
Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Mart 2013 Pazartesi
4 Ekim 2012 Perşembe
Şarkıların dili olsa
Çok benlik bir mimle karşınızdayım. benlik olmasından mütevellit, hiç vakit geçirmeden cevapladım gördüğünüz üzere :)))
Oytun’la Hayat mimlemiş beni (saçlarına kurban olduğum!)...
Mim’in konusu ne?
Ne?....
Şarkılarrrrrrr!
Demiştim di mi tam benlik diye :)
O halde başlıyorum!
Sesinizin çok güzel olduğunu farzedin ve ideal sahne performansınızı tarif edin. (Hangi şarkıyı söylerdiniz, nasıl giyinirdiniz, size kimler yada hangi aksesuarlar eşlik ederdi?)
Bunu farzetmeme gerek yok. Beni buradan izleyin dostlar! :P
(Megolamanlık diz boyu!)
Özel bir gününüzde bir koro yada özel bir kişi sizin için süpriz bir parça hazırlamış. Parçanın özelliği sizi tarif etmesi. Hangi parça olurdu bu?
Valla tekrar etmiş olacağım ama şu gördüğünüz tam benlik parçadır. Bana şarkılı bir sürpriz hazırlayacaklara bunu şiddetle tavsiye ederim ;)
İçinizde kalmış, söylenmemiş bir takım şeyler var. uygun şartların biraraya geldiğini hayal edin. O kişiye (yarım kalmış bir aşk, kırgın olduğunu bir dost vs.) duygularınızı anlatabileceğiniz bir fırsatınız var. Ona hangi şarkıyla duygularınızı anlatırdınız?
Valla şimdi öyle bir şey olmayınca ne desem, ne dinletsem bilemedim. Ama ne kadar dost demişse de aşk kokusu var bu soruda. Bu durumda şu iyidir sanırım... Severim çok bu şarkıyı...
Sizi şu an okuyanlara göndermek istediğiniz parça?
Hepimiz güzeliz! Var mı bizden güzeli? ;)
Şimdiiii! Gelelim mimlediklerime:
ve yapmak isteyen herkes ;)
Şarkılarda buluşmak üzere, esen kalın!
13 Eylül 2012 Perşembe
Mim'imi sevsinler!
Uzun zamandır mim yazmıyorum. Mimlenmediğimden değil. Bu aralar yazasım olmadığından... Farkındaysanız uzun zamandır hep kısa kısa yazıyorum zaten... Elbet geçer diyorum ama geçmiyor. Bloğa da kıyamıyorum, 3.senesini bitirdi 4’e doğru koşuyor artık. Kapatsan olmaz. İçimi dökmüşüm, oğlumu anlatmışım, dostlar edinmişim... Nasıl kıyarım?
Sevgili Supercellma’nın bu beni ikinci mimleyişi aslında. İlkini görmezden gelince bu sefer tehdit etmiş “Sıkıysa yapma!” demiş... Korktum yahu! :P Şaka bir tarafa aslında mimler burayı canlı tutmak için güzel bir bahane, yoksa Supercellma’dan ne korkucam! :P
Evet gelelim mim sorularına ;)
Günün nasıl geçti?
Günüm henüz geçmedi ama heyecanlı başladı ve sanırım çok keyifle bitecek.
İşyerinde 6 arkadaşla yaşgünlerimizi beraber kutlama geleneğimiz var. Bugün de bu arkadaşlarımdan birinin yaşgününü kutlamaya çıkıyoruz. O yüzden sabah, “Ne giysem acaba?” diye gardrobun çevresinde dört döndüm. Sonuçta spor bir kıyafet tercih ettim yine ama sanırım etek yerine pantolon giysem daha iyi olacaktı. Artık havalar soğudu ve bu akşam gideceğimiz mekanda bir bahçe restaurantı :(
İsim vermeden bahset.
Supercellma’mın söylediğine göre herkes bloglardan bahsetmiş ama ben isim vermeden işten bahsedeyim. Burada bir arkadaşım var ki; kendi işi yoğun olduğu zaman hep kendisinin en çok çalıştığını ve en iyisinin en vazgeçilmezinin kendisi olduğunu, her işi tek başına yaptığını, kimsenin ona yardımcı olmadığını bağırır durur ama nedense onun işi olmayıp bizlerden yoğun olanlar olduğu zaman hiç oralı olmaz, ver kardeşim yardımcı olayım demez... Böyle anlarda ister istemez gıcık oluyorum, elimde değil ama geçici şeyler bunlar, düzelirim yakında :)
Neden hep cam kenarı?
Eğer ön koltukta oturmuyorsan, güzelim manzaraları cam kenarından başka bir yerden seyretme şansın yok çünkü! ;)
Bugün kendin için ne yaptın?
Bugün değil ama geçen hafta sonu sevdiğim saç rengine ufak ufak geçişi sağlayacak ilk boyamı yaptırdım. Bu hafta başında da artık bakarken bile iğrendiğim ellerime bakım, tırnaklarıma manikür yaptırdım. Ohhh! iyi oldu :)
Twitter ana sayfanı aç. İlk gözüne takılan?
Önce kendi twitimi gördüm, yukarıda bahsettiğim konuyla alakalı takığım ya! “Kişi kendi işi çok başkasının ki yokken “mağdur”, kendi işi yok başkasının ki çokken “mağrur”dur!”
Sonra da Cüneyt Özdemir’in twiti gözüme takıldı: “Bir Çin atasözü de der ki ‘Bu devirde hiçbir şeyi çakmayacaksın kafaya..!’”
Bana demiş! ;)
Düşün ki; o bunu okuyacak!
Önce karar vermem lazım, kim bunu okuyacak...?
Veremedim yahu bir karar.
Onun yerine bir arkadaşımın geçenlerde yazdığı bir şiiri yazsam buraya. Çok beğendim de :)
Yorduğun için yoruldum.
İyi de oldu yorduğun.
Yoğruldum.
Şimdiyse, yorgunluğundan yoksunum.
Mutluyum...
Kahkaha atmana sebep olan karikatürler
O kadar çok var ki! Facebookta böyle bir albümüm var düşünün artık! :)
Klavyeye bakmadan bir şeyler yaz
Bu okuduğunuz tüm yazıyı zaten klavyeye bakmadan yazdım. Övünmek gibi olmasın 10 parmak daktilom vardır da benim :P
Bir cümle düşün, sonra kelimelerin yerlerini değiştirerek yaz.
Aslında onun aşk, değil heyecan bize yaşattığı sevdiğimiz.
CTRL+V yap!
http://www.youtube.com/watch?v=sIIK9Fb3U-c&feature=related
bu sizin için ;)
Bir mimin daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. Herkese saygılarrrr veee mimi beğenenleri mimledim. Yorum atanları illa ki mimledim ;)
6 Temmuz 2012 Cuma
Uzun zaman sonrası MİM'i!
Blog hayatımın en kolay MİMi ile sobelenmiş vaziyetteyim. Bunu kaçırmayayım :)))
Oytunla Hayat mimlemiş beni. Demiş ki;
* Bu yazının altına benimle ilgili düşüncelerinizi yazacaksınız. İsterseniz tek kelimeyle isterseniz uzun uzun :)
* Arkadaşlarınızı mimleyeceksiniz ve duyuracaksınız.
Ben kimseyi mimlemeyeceğim ama bu yazıyı okuyup, hakkımda fikri olan ve fikri olmasa da fikir beyan etmek isteyen herkesin bir şeyler yazmasını istiyorummmmm ve dileyen herkes bu mimi üzerine alınabilir :)))
Hadi bekliyorum ;)
Oytunla Hayat mimlemiş beni. Demiş ki;
* Bu yazının altına benimle ilgili düşüncelerinizi yazacaksınız. İsterseniz tek kelimeyle isterseniz uzun uzun :)
* Arkadaşlarınızı mimleyeceksiniz ve duyuracaksınız.
Ben kimseyi mimlemeyeceğim ama bu yazıyı okuyup, hakkımda fikri olan ve fikri olmasa da fikir beyan etmek isteyen herkesin bir şeyler yazmasını istiyorummmmm ve dileyen herkes bu mimi üzerine alınabilir :)))
Hadi bekliyorum ;)
10 Ocak 2012 Salı
Mutluluk dediğin nedir ki?!
Son zamanlarda yazmak içimden gelmeyince, bana yöneltilen mimleri de
cevaplamamıştım doğal olarak. Hatırladığım 3 adet mim var... En yakın
olanından başlamak en kolayı geldi.
Nilhanım mimlemişti...
Birini mutlu etmek için yapabileceğim 10 şeyin ne olduğunu sormuş.
Kendi adıma, birini mutlu etmek istiyorsam eğer öncelikle beni nelerin mutlu edeceğini düşünürüm ve ona göre karar veririm. Bu yüzden cevaplarım kendi mutluluklarıma endeksli olacak, şimdiden uyarayım :)
Hiç beklemediğim bir anda hediye gelmesi, bir arkadaşın beni ziyareti, beni araması, beklemediğim birinden kart, mail gelmesi ve hatta durup dururken birinin -tabi ki tanıdığım birinin :P- bana sarılması... bunlar beni fazlasıyla mutlu ve motive eder. Bu yüzden birini mutlu etmek istiyorsam ona beklemediği bir anda sürpriz yapmak ilk tercihlerimden olur.
Birinin beni anladığını bilmek bana iyi gelir
Kendimi kötü hissettiğim zamanlarda beni anlayacak birinin desteğine ihtiyaç duyarım. Ona hiçbir şey anlatmayacak bile olsam onun içimden geçenleri anladığını hissetmek, utanmadan, sıkılmadan gözyaşlarımı onun omzunda silmek beni o karamsarlıktan kurtarır. Bu yüzden, bir arkadaşımın canını bir şeylerin sıktığını biliyorsam ya da farkettiysem eğer, onu anladığımı en azından onu anlamak için çaba gösterdiğimi hissettirir, omzumun güvenebileceği bir dağ olduğunu bilmesini isterim.
Arada bir birey olduğumu hatırlamak isterim
Bu özellikle anne olmuş arkadaşlarım için geçerli ya da kendisini ailesine, çevresine, işine fazlasıyla adamış... Yakın zamanda kendimi fazlasıyla es geçtiğimi farketmiş biri olarak, aynı durumdaki bir arkadaşımın elinden tutup seveceği bir organizasyon tertiplemek isterim. Bu sinema, kafe, tiyatro, kuaför ya da pijama partisi bile olabilir ve hatta “Bırak bana bücürünü, sen al sevdiceğini, at kendini dışarı!” diyebilirim :)
Birinin bana “Sen bırak, ben hallederim!” demesi
Bunu fazla açmaya gerek var mı? Bazen kendimi o kadar yorulmuş hissediyorum ki; birisi bunu bana söylesin istiyorum... Yapabileceğim her şey için sevdiğim birine bu cümleyi çok rahatlıkla kurabilirim!
Yaptığım bir şeyin takdir görmesi
Bu o gün giydiğim kıyafetin beğenilmesi bile olabilir. Özellikle bir arkadaşımın moralinin bozuk olduğunu farkettiysem yapabileceğim ilk ve en kolay şeydir “Bugün ne kadar güzelsin!” ya da “Bu işte gerçekten ustasın, yine harika oldu!” demek. Ki; bunları söylemek için onun moralinin bozuk olmasını bile beklemem :)
Belki bir tatlı için bir arkadaşımın “Sibel çok sever bu tatlıyı!” demesi bile beni mutlu eder. Doğal olarak bir arkadaşımın bildiğim ve sevdiğim bir özelliğini ön plana çıkartmakta onu mutlu etmek için bir yol olabilir.
Yoldaş olunması
Ben yalnız sinemaya gitmeyi, yalnız alışveriş yapmayı, bir mekanda uzun uzun yalnız oturmayı sevmem. O yüzden ciddi bir manim yoksa, böyle bir planı olan bir arkadaşıma onu mutlu edeceğine inanıyorsam “Sana eşlik etmemi ister misin?” diyebilirim...
Şarap
Şarap içmeyi severim... Mutlu etmeyi planladığım bir arkadaşımın karşısına sevdiği bir içkiyle çıkabilirim bu yüzden....
Kahvaltı
Bir hafta sonu eşimin kahvaltıyı hazırlayıp, beni öyle uyandırmasını isterdim. Bu beni gerçekten mutlu ederdi. Bunu bir arkadaşıma nasıl yaparım bilmiyorum ama eşini ya da sevgilisini bu yönde organize etmeyi deneyebilirim en azından. Eşini tanıdığım dostlar, dilerseniz iletişime geçebiliriz ;)
ve son olarak...
Sıcak bir tebessüm tüm kalpleri ısıtır, insana kendini iyi hissettirir. Sevilmek, sevildiğini bilmek mutluluğun en önemli kaynaklarından biridir. Ve hatta belki de öncelikli... Bu yüzden önce GÜLÜMSE ve lütfen SEV!
Hadi beni mutlu etmek isteyen yapsın bu mimi! :)))))
8 Aralık 2011 Perşembe
7 bilinmeyen!
Ayla bana demiş ki; hakkındaki 7 gerçeği açıkla!
Çok uzun zaman olmuş mim yazmayalı... Bir süre kalakaldım, ekranın başında. Word dosyası açık, o bana bakıyor, ben ona... Bir yerden başlamalı dedim ve.........
Valla ben hergün kendim hakkımda olmadık gerçeklerle yüzyüze kalıyorum, kendimi resmen yeniden keşfediyorum, şimdi size ne desem kendimi nasıl anlatsam bilemiyorum... Yazdıkça çıkar bir şeyler diyeyim ve başlayayım o halde.
1- Aslında bu çoğu kişi tarafından bilinen bir özelliğim. Ben kendisiyle pek barışık biri değilim. Ne huylarımı, ne görüntümü beğenmem. Birisi bana iltifat etse “Yok yahu, her zaman olmaz işte, arada bir oluyor böyle!” falan gibisinden ağzına tıkarım o iltifatını. Sanırım sırf bu yüzden artık insanlar bana bişiii demez oldu :/ arada bir megolamanlığımın tuttuğu olur tabii ama bu senede bir veya iki gün falan işte :P
4- Ben kolay kolay kavga eden biri değilim çünkü kavga etmeyi beceremem. Genellikle söylemek istediklerimi söyleyemediğimden, kavga sırasında ya da sonrasında avaz avaz ağlarım. Ağladıkça sinirlenir, sinirlendikçe ağlarım. Aklıma başka şeyler gelir, yetinmem, ona da ağlarım. Durdur beni durdurabilirsen ondan sonra!
Hep kötü gerçeklerimden bahsetmişim, biraz da iyilere yöneleyim.
6- Genel olarak en yakın arkadaşlarım beni öncesinde “soğuk ve mesafeli” bulmuş olanlardır :)
Evet, tanımadığım ortamlarda nemrutun teki gibi görünebilirim ama vallahi de billahi de ben öyle biri değilimmmmm :)))
Ve son olarak;
Uyanıklık mı dersiniz ne dersiniz bilmem ama 7. gerçeğimi sizden duymak istiyorum :) Yazdıklarımdan hakkımda bir kanıya varmış olanlarınız vardır ve düşüncenizi yazmak isterseniz, memnun olurum...
Şimdi bu mimi paslıyorum: Deniz, İrem, Merve, Beste ve Bedardem... Başlayın yazmaya!!!
Ayrıca; bu yılbaşının en güzel çekilişi için lütfen buraya. Nihan harika hediyeler hazırlamış, bunlar kaçmaaaazzz!
Çok uzun zaman olmuş mim yazmayalı... Bir süre kalakaldım, ekranın başında. Word dosyası açık, o bana bakıyor, ben ona... Bir yerden başlamalı dedim ve.........
Valla ben hergün kendim hakkımda olmadık gerçeklerle yüzyüze kalıyorum, kendimi resmen yeniden keşfediyorum, şimdi size ne desem kendimi nasıl anlatsam bilemiyorum... Yazdıkça çıkar bir şeyler diyeyim ve başlayayım o halde.
1- Aslında bu çoğu kişi tarafından bilinen bir özelliğim. Ben kendisiyle pek barışık biri değilim. Ne huylarımı, ne görüntümü beğenmem. Birisi bana iltifat etse “Yok yahu, her zaman olmaz işte, arada bir oluyor böyle!” falan gibisinden ağzına tıkarım o iltifatını. Sanırım sırf bu yüzden artık insanlar bana bişiii demez oldu :/ arada bir megolamanlığımın tuttuğu olur tabii ama bu senede bir veya iki gün falan işte :P
2- Kafama bir şeyi koymaya göreyim. İyi kötü onu yapmazsam rahat
edemem. Kim ne derse desin! Onu yaparım, sonra pişman olurum :))))

3- Sürekli kendimle çatışma halindeyimdir. Oklarım çoğunlukla kendime
dönüktür. Bazen bu huyum yüzünden gereğinden fazla incindiğim olmuştur.

4- Ben kolay kolay kavga eden biri değilim çünkü kavga etmeyi beceremem. Genellikle söylemek istediklerimi söyleyemediğimden, kavga sırasında ya da sonrasında avaz avaz ağlarım. Ağladıkça sinirlenir, sinirlendikçe ağlarım. Aklıma başka şeyler gelir, yetinmem, ona da ağlarım. Durdur beni durdurabilirsen ondan sonra!
Hep kötü gerçeklerimden bahsetmişim, biraz da iyilere yöneleyim.
5- Öncesinde de vardı ama özellikle anne olduktan sonra, yüzümü
güzelliklere çevirmeye çalışıyorum. Yani, elimden geldiğince “İnsan”
olmaya çabalıyorum. Kendin gibilerini çekersin felsefesine inanan
biriyim ki; çevremdeki yakın arkadaşlarım bu tezi doğruluyor. Onlarla
birlikte “öğreniyorum”.

6- Genel olarak en yakın arkadaşlarım beni öncesinde “soğuk ve mesafeli” bulmuş olanlardır :)
Evet, tanımadığım ortamlarda nemrutun teki gibi görünebilirim ama vallahi de billahi de ben öyle biri değilimmmmm :)))
Ve son olarak;
Uyanıklık mı dersiniz ne dersiniz bilmem ama 7. gerçeğimi sizden duymak istiyorum :) Yazdıklarımdan hakkımda bir kanıya varmış olanlarınız vardır ve düşüncenizi yazmak isterseniz, memnun olurum...
Şimdi bu mimi paslıyorum: Deniz, İrem, Merve, Beste ve Bedardem... Başlayın yazmaya!!!
Ayrıca; bu yılbaşının en güzel çekilişi için lütfen buraya. Nihan harika hediyeler hazırlamış, bunlar kaçmaaaazzz!
4 Mayıs 2011 Çarşamba
Başlangıç
Sanırım Tibet 4 aylık falandı. Yok yok, 3 aylıktı; Adapazarı’nda teyzemlere gitmiştik. Bir gece uyuyamadım ve şu şiir peydah oldu kafamda. Her zaman başıma böyle bir şey gelmediği için, hemen bir yere not aldım. Sonra biraz düzelttim falan, son halini aldı. Elimde heba olmasını istemedim. Fotokritikteki profilime koydum. Sonrasında unuttum :)
4 aylık iznim bitip, işe döndüğüm zaman, elime interneti de geçirmenin verdiği lüksle (malum evde çocuktan pek ilgilenemiyordum) çocuk bakımıyla ilgili sürüsüyle bilgiyi incelemeye aldım. Bunu yaparken tam olarak ne olduğunu anlayamadığım sitelere rastlıyordum. Kişiye özel oldukları belliydi ama bir farklılık vardı diğer sitelerden ayrıştıran onları. Yazılar daha samimiydi mesela. Kimisi daha profesyonel bilgilere yer vermişti, kimisi tecrübe ettiklerinden yola çıkmıştı. Yazılara yorumlar falan yapılmıştı. Hoştu yani.
Araştırmacı kişiliğimi devreye sokarak, bu siteleri isteyen herkesin kurabildiğini ve buna da blogspot dendiğini öğrendim (bakın dikkatinizi çekerim, wordpressin varlığından hala bihaberim). Ve dedim ki; niye ben yapmayayım. Hem zaten hep istediğim de birşeydi Tibet için bir site açmak. İşyerinde taslak bir sayfa bile hazırlamıştım bir gün site kurarsam diye :)
Netice olarak, deneme yanılma yöntemini devreye sokarak, olmazsa da olmaz kardeşim diyerek kıskançlıkla dolu ilk yazımı yazdım :P Bir kaç yazıdan sonra da tabi ki şiirimi yayınladım, ilham perisi sayesinde bir şiirim olmuş, bırakır mıyım hiç fotokritik ellerinde :)
Tüm bunları gerçekleştirirken, izleyici olayından bi’haberdim. Derken bir baktım yanda bir foto belirmiş. Fotoğrafta Dijle'nin ismi var :) Ne kadar sevindim tanımadığım birinin beni izlemeye aldığını anlayınca (Yaaa, kısacası Dijlem ilk izleyicimdir bu blog camiasında). Zamanla çoğalmaya başladı izleyicilerim, tabi benim de takip ettiklerim... Gittikçe blogspotu daha çok anlar oldum. Yazılarıma yorumlar geldikçe hevesim arttı, arttıkça yazdım. Özellikle işyerindeki arkadaşlarımdan çok destek aldım, beni çok teşvik ettiler sağolsunlar. Dönem dönem yazma konusunda sıkıntıya düşsem bile, yazmamayı hiç düşünmedim. Sanırım bu gidişle de düşünmeyeceğim.
Blog sayesinde çok güzel arkadaşlarım oldu. O kadar çok sevdiğim insan var ki burada, bırakıp gitmeyi düşünemem sanırım.
Umarım yasaklar ileride oğlumun bu bloğu okuyamamasına sebep olmaz (ki 22 Ağustos’tan sonra artık blog dünyası diye birşey kalacak mı pek emin değilim!). Burada yazmamın en büyük amacıdır ona hatıra bırakmak. İleride olurda anlatamazsam, ona burası anlatsın isterim onu ne kadar sevdiğimi...
Fotoğraf internetten alıntıdır.
28 Nisan 2011 Perşembe
Top List 3
Nil geçenlerde mimlemişti beni. En sevdiğim üçleri sormuş.
İlk önce sevdiğin görselleri yaz demiş :)
Bu aralar yatağımdan kalkıp ilk merak ettiğim şey güneşin çıkıp çıkmadığı oluyor. Oldum olası güneşi sevmişimdir, belki de yaz çocuğu olduğumdan.
Hal böyle olunca en sevdiklerimin başına bu aralar güneş ve sıcak oturdu. Baharı bekleyen kumrulara döndüm iyice. Geçen haftalarda camdan yağmuru seyreden gizemli kadın moduna girdim, bu havalardan keyif alayım diye ama ı-ıh... iki günden fazla uzatamadım süreyi. Zaten evde ve işte pek ilgi çekmedi bu durum, o havalara girdiğimle kaldım.
Lafı uzatmayıp en sevdiğim 3 görselin güneş, papatya (büyükçe olanından ama) ve Tibet olduğunu söyleyip, en sevdiğim 3 sese geçeyim hemen.
Çok doğal olarak en sevdiğim seslerin başında anne olduğumdan beri çocuk sesi geliyor, özellikle kahkahaları. Tibet’in evde kahkalar attığı dakikalar, evin en güzel olduğu zamanlar. Evin içinde çiçekler açıyor sanki. O güldüğü zaman dünya da gülüyor gibi geliyor, sanki herkes mutluymuş gibi... Eminim tüm ebeveynler çocukları güldüğü zaman benim gibi hissediyorlardır.
İkinci olarak, gözlerim gökyüzünün maviliğinden başka birşey görmez haldeyken kulağıma gelen deniz sesi. Dünyadan başka diyarlarda hissettirmiştir bana kendimi bu durum hep. Kendimi hafif ve özgür hissederim. Çok uzun zamandır bu keyfi yaşayamadım, umarım bu sene olur.
Üçüncüsü ise müzik... Sevdiğim bir müzikle her yere gidebilir, her kılığa girebilirim. Kulağımda sevdiğim bir müzikle tüm hayallerimi gerçekleştiririm, yine hayallerimde :) Hatta bir yazımda Sertab sesli, turuncu saçlı Shakira olmak istediğimden bahsetmiştim hatırlarsanız :)
En sevdiğim 3 tatta biraz kal geldi ne yalan söyleyeyim. Sevdiğim pek çok şey var aslında. Bir sürü şey sayabilirim ama ilk üçe hangisi giriyor bilemedim :)
Genel olarak kuruyemiş hastasıyımdır. Tatlı olanları hariç diğerlerinin tümünü verseniz, onlarla beslenebilirim. Badem, fıstık, fındık, tuzlu leblebi, vs....
Mangalda yapılmış lezzetler, özellikle sucuk ve mantar :) ve son olarak tatlı... sanırım tatlılarda birici sırayı sütlaç alır :)
En sevdiğim 3 kokuya gelince; yine anne olduğumdan beri oğlumun kokusu ilk sırada tabi ki. O ensesinden yayılan koku nasıl güzel bir kokudur kardeşim öyle. Teri bile bir başka kokuyor resmen :)
İkinci sırayı bahar kokusu alır. Bahar geldiğinde yayılan o çimen ve çiçek kokularının üstüne koku yoktur benim için ve kahve kokusu... oğlumun kokusu birinci sırada olmasaydı kahve kokusunu birinci sıraya koyardım. Beni benden alır, peşinde koşturur o kadar yani :)
En sevdiğim 3 hissin başında sanırım aynı Nil’in ki gibi Huzur geliyor. Kelimenin kendisi bile huzur ve dinginlik veriyor. Aslında asıl sevdiğim huzurun getirdiği o dinginlik hali galiba. Hep öyle olabilsem, olabilsek...
Farkettimde, galiba burası direk Nil’in verdiği cevaplarla aynı olacak.
Diğer bir histe heyecan. Bir şeyin olmasını beklemek mesela. Tibet’in geleceği günü ne kadar büyük bir heyecan ve merakla beklediğimizi hatırlıyorum da :) Ya da aşkı beklemek, bir iş başvurusunun cevabını beklemek, uzun zamandır görmediğin bir arkadaşını beklemek... yoksa aslında burada o beklenti mi sevdiğim :))))
Ve son sevdiğim his tabi ki güven. Birine güvenmek ve birine güven vermek gibisi var mı?
Aslında bir his daha var sevdiğim ama onun ismi nedir ki?
Tibet’in bana “seni çok seviyorum anne” diye sarıldığında duyduğum o mutlulukla karışık gurur hissinin adını bilen var mı? Beni sevdiğini bildiğim ve benim de sevdiğim biriyle yaşadığım herhangi sevgi seli anının ismi? O birbirine sarılmanın verdiği duygu?
Evet, evet, bu his benim 1 numaram işte :)
Şimdi paslıyorum eğer yapmadıysanız ve tabi ki yapmak isterseniz;
Minimalist, Umur, Deniz ve Ayla.
Haydi pamuk eller klavyeye!
Tibet'in fotoğrafı hariç tüm görseller internetten alıntıdır.
Tibet'in fotoğrafı hariç tüm görseller internetten alıntıdır.
19 Nisan 2011 Salı
Ben bugünlerde...
Ayla bugünkü ruh halimi fotoğrafla, şarkıyla, şiirle anlatmamı istemiş. Arkadaşım bilmiyor ki benim ruh halim bu aralar değil günü gününe, dakikası dakikasına bile tutmuyor :)
Bu durumda bol fotolu ve bol şarkılı bir post sizi bekliyor, benden uyarması :P
Bu aralar;
Hava kapalı ve yağmurlu olmasına rağmen, güneşli günlerin geleceğine dair umutlu,
Bulutların, dalların arasından güneşi görmek için 4 takla atabilecek kadar deli dolu,
Nereye gittiği bilinmeyen yollara düşmek isteyecek kadar gezgin ruhlu,
Fotoğrafa yeniden başlamayı düşünecek kadar özlem dolu,
Yağmurun altında şarkı söyleyebilecek kadar coşkuluyum...
(fotoğraf internetten alıntıdır)
Bu aralar içimdeki şarkı söyleme isteğini en iyi bu şarkı anlatıyor olsa da,
Evirip çevirip bu şarkıyı dinleyecek kadar Siyah-Beyaz’ım...
Bu şiirdeki kadar küçük ve bu şiirdeki kadar da şeytanım işte ;)
Herşeyin küçüğü güzel...
Küçükse bir şeytan bile;
Kötülüğü değil, kanatları dikkat çeker.
Bu yüzden inandırıcıdır az konuşanlar,
Söylenen sözler küçükse,
Tüm imla kuralları eğilirler önünde.
Az konuşanın gözlerine,
Daha çok bakılır.
Söylenen sözden fazla sevilir,
İki cümle arası boşluklar.
Kandırılmışlık bile küçücük kalır.
O da sevilir ya zaten küçükse.
Herşeyin küçüğü güzel...
Büyüyünce şeytan olacak bir perinin,
İki kanadı arasındaki boşluğa yerleşirler,
büyük günahlar bile...
Sizler nasılsınız canlarım :)
4 Mart 2011 Cuma
Okumayı seviyorum
Bloglar kapandı kapanacak derken, arada kaynamış çok güzel bir blog ödülüm var benim.
Yıldızım Kelebeğim ve Sedacım verdiler...
Ben de bütün bloglara gitsin istiyorum bu ödül ama son dönemde keşfettiğim iki blog var ki onları ayrıca belirtmek istiyorum...
Aslısın ve Syrakusa...
Lütfen kabul edin ;)
Yıldızım Kelebeğim ve Sedacım verdiler...
Okuması en keyifli blog ödülü...
Ne kadar güzel bir ödül di mi ama?
Aslısın ve Syrakusa...
Lütfen kabul edin ;)
10 Şubat 2011 Perşembe
Ben küçükken...
Mimlendim. Bu sefer beni mimleyen blog dünyasının BABAlarından biri hem de...
Konumuz “Hangi çizgi film karakteri olmak istersiniz?”.
Bu yazımda biraz bahsetmiştim, ben çizgi film delisi biriyim. Geçmişe dair çok hatıra yer almasa da hafızamda, çizgi filmlerin ben de bıraktığı etkiyi hatırlarım. Mesela, çocukken en sevdiğim çizgi dizilerden biri Şeker Kız Candy idi.
Onu sevmemin en büyük sebeplerinden biri onun Antony’e duyduğu aşktı sanırım. Bir de saçlarımın kıvırcıklığından, dombili yanaklarımdan sebep, insanların bana Şeker Kız Candy diye hitap etmesiydi :) Onunla üzülüp, onunla sevinirdim... Vay be! Kocaman olmuşum da farkında değilmişim :P
Ama ben yine de Candy olmak istemezdim sanırım. Antony’e de kavuşamadı zaten :)
Bir de unutamadığım çizgi filmlerden biri Tonton Ailesi’ydi. “Değiş Tonton!” dediler mi girmedikleri kılık olmazdı. Eşya, hayvan, insan, ağaç, böcek.... aklınıza ne gelirse. Kocaman gözlerle ve keyifle izlediğimi hatırlıyorum. Ama onlardan biri de olmak istemezdim, cık. Daha süper kahramanlar var şimdi, yenetek avcısı gibi ;)
Olmak istediğim iki çizgi film karakteri var benim.
Biri EVE...
Wall-E’nin senelerce aşk dolu bekleyişini gerçekleştiren gelişmiş robot.
Wall-E ona o kadar aşık ki, uğruna dünyayı bile terkediyor... hatta kendinden bile vazgeçiyor... Eve başlangıçta oralı olmasa da bu aşka, zamanla Wall-E’nin kendisi için ne kadar önemli olduğunu anlıyor. Wall-E’yi bir öpme sahnesi var ki görülmeye değer :)
Kim istemez ki uğruna herşeyden vazgeçecek biri tarafından sevilmeyi... :)
Ötekisi de CHEN...
8 yaşındaki Cedric’in uzakdoğulu aşkı.
Cedric’in aşkı platonik. Chen bu aşkın farkında değil ya da farkında ama oralı değil. Arada onun da Cedric’e karşı boş olmadığının sinyalleri verilse de tam olarak hala anlamış değilim Chen’in Cedric’i sevip sevmediğini :)
Cedric henüz küçük yaşta ve bence en önemlisi insan olmasından sebep arada üzse, kırsa da aşkını, bütün hayalleri, bütün planları onun üzerine kurulu. Hayallerinde onsuz bir hayata yer yok.
Çoğunlukla dizi Cedric’in “Eğer 8 yaşındaysanız ve aşıksanız, hayat çok güzel.” sözleriyle bitiyor. Bayılıyorum bu lafa :)
Bu iki aşığın da sevgilerinde yapışkanlık yok, zorlama yok. Sadece saf sevgi var...
Sevdikleri uğruna her şeyi göze alacak ama sevdiğini sıkmayacak (dediğim gibi Cedric arada bir dozu kaçırıyor ama sonrasında muhakkak toparlıyor), sevgisiyle onu boğmayacak.
Tibet’te böyle sevsin ne çok isterim.
Eğer bu iki karakteri ve aşklarını izlediyseniz söylediklerimi siz de farketmişsinizdir. Yok eğer izlemediyseniz, muhakkak izlemenizi öneririm. :)
Ben de bu mimi Seyhan’a, Merve’ye ve Canımsanıma paslıyorum. Bakalım onlar hangi çizgi film karakteri olmak isterlermiş :)
19 Ocak 2011 Çarşamba
Bir yudum tebessüm
Fazla yoğun bir hafta geçiriyorum.
Aslında haftanın yoğunluğu değil beni yoran. İşten gocunan biri değilim çok şükür! Beni yoran düzensizlik, belirsizlik, kararsızlık. Sürekli başa dönmek ya da sona bir türlü ulaşamamak ve olmayan bir şey varmış gibi ısrarcı olmak... ve bazı bazı da haksız çıkmak tabi ki. 10da bir bile olsa karşınızdaki müşteri olunca 10da 9muş gibi davranılması iyice çileden çıkartıyor.
Kavga etmeyi beceremem belki ama çok pis surat asarım ben. Kızgınlığımı da memnuniyetsizliğim de suratımdan okunur. Bu özelliğim yüzünden işyerinde özellikle müşteri temsilcileri tarafından huysuza çıkmıştır adım. Bazen dilime gelmeyenler yüzüme yerleşir ama onu beni çok iyi tanıyan anlar :P
Bir keresinde nasıl bir tepki verdiysem, yanındaki arkadaşı eşimin dağılmış suratından anlamıştı konuya çok sinirlendiğimi :)
Haftaya iyi başladım aslına bakarsanız.
Yaz’a, Derin’e ve Tibet’e içime çok sinen takvimler yaptım, şimdi heyecanla onların basılmışının gelmesini bekliyorum, aynı içime sinmişlik devam edecek mi görünce diye...
Saçlarımı kızıla boyadı kardeşim. Uzun zamandan sonra çok iyi geldi bu renk bana, kendimi iyi hissettirdi.
Her ne kadar yorucu olsa da Cumartesi Meltem, Pazar günü Beste’nin düğünleriyle eğlenceli ve güzel bir hafta sonu geçirdim. Üstelik tıksırana kadar da içtim!!!
Sonra Nilay’dan Gülümseten Blog ödülü aldım. Çok mutlu oldum. Sırf bu yüzden neredeyse tüm gün yüzüme kocaman bir tebessüm takılı kaldı. Tabi ki bu ödülün en büyük sahibi Tibet ama ben kendime de pay biçtim :) Çok ama çok teşekkür ediyorum tekrar ve tekrar...
Sonra ufak tefek bazı aksaklıklarımı hallettim. Gerçi bunlara geçici çözümler buldum henüz ama kalıcı çözümlere yer açmış oldum böylece.
Akşamları yatarken zorla da olsa güzel şeyler düşünmeye başladım artık... Düşündükçe gerçekleşme ihtimalini kuvvetlendirmek için...
En ufak bir hapşırmasında hala tedirgin olsak dahi bebeğimin iki aydır sağlığı yerinde Allah’a çok şükür.
Ve bir aksilik olmazsa bu hafta sonu yine arkadaşlarımızla (Tibet’te arkadaşlarıyla tabii) güzel bir hafta sonu geçireceğiz...
Yani demem o ki...
Bir yudum tebessüm için, çok şey aramaya gerek yok hayatta.
Gözünü renklere, güzelliklere çevir yeter...
Etiketler:
Benden dökülenler,
Blog Arkadaşlığı,
Mim,
özel günler
7 Ocak 2011 Cuma
1 Mim, 2 Mim
Bizim bücür yine döktürüyor bu aralar ama aramızdaki inatlaşmalar son günlerde had safhaya ulaşınca yazıya dökmesi de zorlaşıyor doğal olarak ve moral olarak :P Aramız yine de iyi merak etmeyin, hala benimle evlenmek istediği zamanlar oluyor :))))))
Haftayı mimlerle kapatayım bu sefer. İlki aslında yılbaşından önceydi ama fırsat bulamamıştım yazmak için. Minimalist mimlemişti. Ünvercim, gecikme için kusura bakma...
2010 yılında mutlu olduğunuz şey nedir?
Ev sahibi olduk. Çok uzun zamandır hayal olduğuna artık fazlasıyla inandığım gerçekleşmesini mümkün görmediğim bir durum haline gelmişti benim için ev sahibi olmak... Gerçekleşince çok mutlu oldum...
2010 yılı sizin için nasıl bir yıldı?
Aslına bakarsanız çok kötü bir yıldı diyemem. Ama Tibet’in bu sene ortaya çıkan rahatsızlığından mıdır nedir, 2010 yılını keyifle anamıyorum...
2011'e nasıl girmek istersiniz?
Midem daha iyi olsaydı, çok daha güzel girebilirdim daha doğrusu daha iyi misafir olabilirdim ama kendim ve ailem adına çok keyifli bir giriş yaptığımızı söyleyebilirim. Burcu’ya ve eşine buradan tekrar teşekkür ederim.
2010 yılında yapmayı isteyip yaptıklarınız ve yapamadıklarınız nelerdir?
Bunu kendime saklayayım... :)
İkinci mim de İrem’den geldi. Sanki beni bilmezmiş gibi :P
1- Kaç Yaşındasınız? 38
2- İsminizin Son Harfi Ne? L
3- En Sevdiğiniz Renk? Kırmızı
4- Kilonuz Kaç? 60 (+-2)
5- Boyunuz Kaç? 1.60
6- Ailenizin Kaçıncı Çocuğusunuz? İlk çocuğuyum
7- En Sevdiğiniz Şarkı? Sevdiğim bir sürü şarkı var ama son günlerde Tarkan’ın Öp şarkısı içimi kıpır kıpır yapıyor :)
8- Sizce Sarışın Mı Esmer Mi ? Karşı cinsten bahsediyorsak açık kumral yok kendim için konuşuyorsak turuncu saç, buğdaydan açık ten artık hangi seçeneğe giriyorsa bilmiyorum :P
9-Sigara Kullanıyor musunuz ? 2005 yılının ilk gününe kadar günde iki pakete yakın içerdim. Bıraktım, bırakış o bırakış!
10-Alkol ? Sürekli içenlerden değilim ama ortamlarda içmeyi severim. Onun dışında canımın çektiği nadir zamanlarda olur. Mesela son zamanlarda ağzımda sürekli kırmızı şarap (özellikle öküzgözü) tadı var :P
11- Çayı Fincanda mı İçersiniz Çay Bardağında mı? Eskiden fincanı tercih ederdim ama son zamanlarda cam ajda bardaklardan başka bardaklardan içmek keyif vermiyor :)
bu sefer bu mimleri cevaplamak isteyen herkese paslıyorum :)
hepinize güzel, keyifli hafta sonları...
8 Aralık 2010 Çarşamba
Kitap Sevdası
Aslında suçluyu uzakta aramaya gerek yok...
Oğlum kitapları sevmiyor diye hayıflanıp duruyorum ama küçükken benim de ondan farkım yoktu. Kitap okumasına okurdum ama ya ödev verildiği için ya da çevremdeki bir kaç arkadaştan güzel olduğunu duydum diye heveslendiğim için. Evde kitap okunmazdı da diyemem... Babam okurdu ama ortada değilde yatmadan önce yatağında. Bu da bende beklenen etkiyi yaratamadı muhtemeldir ki...
Benim kitap sevdam, lise ikinci sınıfta Haluk abi sayesinde başladı. Yanında staja başlamıştım ama bana iş öğretmekten ziyade beni sosyal bir insan yapmaya adadı kendini :)
Oğlum kitapları sevmiyor diye hayıflanıp duruyorum ama küçükken benim de ondan farkım yoktu. Kitap okumasına okurdum ama ya ödev verildiği için ya da çevremdeki bir kaç arkadaştan güzel olduğunu duydum diye heveslendiğim için. Evde kitap okunmazdı da diyemem... Babam okurdu ama ortada değilde yatmadan önce yatağında. Bu da bende beklenen etkiyi yaratamadı muhtemeldir ki...
Benim kitap sevdam, lise ikinci sınıfta Haluk abi sayesinde başladı. Yanında staja başlamıştım ama bana iş öğretmekten ziyade beni sosyal bir insan yapmaya adadı kendini :)
Bir kere her sabah o gelmeden gazeteyi okumak zorundaydım, okumak zorunda olduğum gazete de Cumhuriyet’ti. Gazeteyi okuyup, Haluk abi geldikten sonra günlük olaylar hakkında tartışırdık. Bir nevi kendi çapımızda ülkeyi kurtarırdık anlayacağınız :) ve her hafta bir kitap okumak zorundaydım. Kitapları Haluk abi belirlerdi. Yine her hafta sonunda önce kitabın kısa bir özetini geçer, sonra üzerinde tartışırdık...
Hümeyra’yı, Timur Selçuk’u Haluk Abi sayesinde tanıdım ve biraz olsun bir dünya görüşüm olduysa bunda Haluk abinin payı yadsınamaz. Geriye dönüp baktığımda özlem duyduğum nadir insanlardandır. Çok isterdim bugün de yanımda, çevremde olmasını. Kimbilir belki Tibet’e de benzer taktikler uygulayıp, kitapları sevdirmesini başarabilirdi :)
Belki tahmin etmişsinizdir. Bütün bunları mimlendiğim için anlattım.
Belki tahmin etmişsinizdir. Bütün bunları mimlendiğim için anlattım.
Bir mim bana neleri anımsattı, hey gidi Kezban! :)
Kısaca mimden bahsedeyim: Kitaplığınızın önüne geçiyorsunuz, gözlerinizi kapatıp, rastgele bir kitap seçiyorsunuz, sonra kitabın 55. sayfasını açıp, o sayfadan rastgele bir paragrafı herkesle paylaşıyorsunuz...
Ben bunu biraz değiştireceğim izninizle... Bunun birinci sebebi benim bir kitaplığım yok. Üst üste dizilmiş raflardan ancak gözüm kapalı ilkine ulaşabilirim ki bu diğer raflardaki kitaplara karşı büyük haksızlık! :)
İkinci bir sebebi, Tibet’in doğumundan bu yana şöyle doyasıya kitap okuyamamış olmam.
İşyerinde başucumda duran, okunmayı bekleyen yaklaşık 6 kitabım var. Kendimce evde okuyamam diye götürmüyorum ama işlerde pek fırsat vermiyor ne yazık ki... Ben de içlerinde en çok okumayı istediğim kitabı seçtim buraya yazmak için. Üstelik ben 55. sayfadan bir paragrafta yazmayacağım. Kitabın tümüyle beni ilgilendiren kısmının 8. sayfasından bir paragraf yazacağım. Böylece kendime de bir iyilik yapmış olacağım ve bir nevi hayatın bugünlerde bana söylemeye çalıştığı var mı onu görmüş olacağım :)))))
Çok kısa kitap hakkında da bilgi verip, yazayım paragrafımı...
Kısaca mimden bahsedeyim: Kitaplığınızın önüne geçiyorsunuz, gözlerinizi kapatıp, rastgele bir kitap seçiyorsunuz, sonra kitabın 55. sayfasını açıp, o sayfadan rastgele bir paragrafı herkesle paylaşıyorsunuz...
Ben bunu biraz değiştireceğim izninizle... Bunun birinci sebebi benim bir kitaplığım yok. Üst üste dizilmiş raflardan ancak gözüm kapalı ilkine ulaşabilirim ki bu diğer raflardaki kitaplara karşı büyük haksızlık! :)
İkinci bir sebebi, Tibet’in doğumundan bu yana şöyle doyasıya kitap okuyamamış olmam.
İşyerinde başucumda duran, okunmayı bekleyen yaklaşık 6 kitabım var. Kendimce evde okuyamam diye götürmüyorum ama işlerde pek fırsat vermiyor ne yazık ki... Ben de içlerinde en çok okumayı istediğim kitabı seçtim buraya yazmak için. Üstelik ben 55. sayfadan bir paragrafta yazmayacağım. Kitabın tümüyle beni ilgilendiren kısmının 8. sayfasından bir paragraf yazacağım. Böylece kendime de bir iyilik yapmış olacağım ve bir nevi hayatın bugünlerde bana söylemeye çalıştığı var mı onu görmüş olacağım :)))))
Çok kısa kitap hakkında da bilgi verip, yazayım paragrafımı...
Kitabın adı Ruhsal Astroloji. Kitap doğum yılınıza göre hangi Kuzey Ay Düğümü’ndesiniz, bunun size ne gibi avantajları ve ne gibi dejavantajları var onu anlatan bir kitap. Biraz daha derinlemesine girersek bu kitabın “bu hayatta ne amaçla bulunuyorsunuz”u anlatan bir kitap olduğunu da söyleyebiliriz. Astrolojiye inanıyorsanız tavsiye ederim. Kendinizle ilgili hiç kabullenmek istemediğiniz gerçeklerle karşılamanız an meselesi, uyarayım...
Şimdi gelelim benim Ay düğümümün 8. sayfasına:
Oğlak Burcu: Oğlak Kuzey Düğümü insanı reddedilme olasılığından nefret eder –aslında, reddedilmenin düşüncesi bile onun için felç edicidir-. Eğer birisi onu reddederse, o yalnızca kendini kötü hissetmekle kalmaz, bunun kendi kabahati olduğunu da düşünür. Bu insan o denli güvensizdir ve reddedilmekten o kadar korkar ki, durumlara çok ihtiyatlı girer.
Görüldüğü üzere bazı acı gerçekler yüzünüze tokat gibi çarpabiliyor... Demek ki hayat bu aralar reddedilme korkusundan kaynaklı sorunlarım olduğunu ve bunun üstüne gitmem gerektiğini söylüyor bana, di mi? :)
yok canımmm, ben kimmm, reddedilme korkusu kimmm!? :P
Şimdi, sıra paslaşmada...
Kitap Denizi, Touch the Sky, Seda, Füsun, Seyhan ve Sanat Notları...
Eğer bu mim sizi önceden bulmadıysa ve yapmak isterseniz SOBE!
6 Aralık 2010 Pazartesi
Sevilesi...
Bu sefer iki koldan mimlendim. Önce Bahriye, sonra Deniz Tibet’in en sevdiği oyuncaklarını sordular.
Tibet oyun konusunda çok değişken bir çocuk. Aslına bakarsanız, oturayım oynayım çocuğu değil. Aklı fikri “hoplasın, zıplasın, koştursun”da. Bu yüzden alt kat komşularımız bizden oldukça şikayetçi :)
Yine de var tabii sevdikleri. Mesela arabalarına çok düşkün, hele ki Şimşek McQuinn’e. Her dışarı çıkışımızda basit bir tane bile olsa bir arabayla dönüyoruz eve neredeyse, evde ortalık irili ufaklı arabalardan geçilmiyor. Oyun sırasında arabaları sadece araba değil uçak olarak da kullanıyor :) bir de sürekli çarpıştırıyor.
Son zamanlarda hamura çok takmış vaziyette. Hamurlarla birşey ortaya çıkartmaktan ziyade onları mıncırmayı çok seviyor. Bir de son aldığım kalıplardan balığı çok sevdi, onunla babasına balık yapıp duruyor. Haftada en az iki gün babası vesilesiyle balık yemekten falan herhalde :)
Bir de son bir iki haftadır yap-bozlarına taktı kafayı. Fotoğrafını gördüğünüzü Umur ve Ada yaşgününde göndermişlerdi ama beyefendi kendisiyle şimdilerde haşır neşir olmayı uygun gördü. Yalnız sandığınız gibi değil olay. Yap-bozlar ortaya dökülüyor, anne ya da babayla birlikte başına oturuluyor, sonra “bunu buraya koy, onu oraya koy, aaa burası değilmiş, yoksa bu muymuş?”larla anne babaya yaptırılıyor. Yapıldıktan sonra da hadi traktörü sürelim diyerek halının üzerinde yapboz gezintiye çıkarılıyor.
Oyuncaktan sayamayız ama bir de fotoğraf makinesi var ki, onu kaptırırsak, elinden almak ciddi bir uğraş gerektiriyor. Geçen gün bana resmen mankenlik yaptırdı :)
“anne elini koy şöyle, tamammmm, çekiyorummmm!”
çocuklar için fotoğraf makineleri varmış, sanırım bir tane almak hiç fena olmayacak :)
Bizden bu kadar. Şimdi paslıyorum, tabi önceden yapmadıysanız ve yapmak isterseniz:
Civciklerimin annesi, Başak, Özgür Anne, Bedardem, Burcu ve Kırmızı Woswos...
Tibet oyun konusunda çok değişken bir çocuk. Aslına bakarsanız, oturayım oynayım çocuğu değil. Aklı fikri “hoplasın, zıplasın, koştursun”da. Bu yüzden alt kat komşularımız bizden oldukça şikayetçi :)
Yine de var tabii sevdikleri. Mesela arabalarına çok düşkün, hele ki Şimşek McQuinn’e. Her dışarı çıkışımızda basit bir tane bile olsa bir arabayla dönüyoruz eve neredeyse, evde ortalık irili ufaklı arabalardan geçilmiyor. Oyun sırasında arabaları sadece araba değil uçak olarak da kullanıyor :) bir de sürekli çarpıştırıyor.
![]() |
| Customize a free postcard design |
Son zamanlarda hamura çok takmış vaziyette. Hamurlarla birşey ortaya çıkartmaktan ziyade onları mıncırmayı çok seviyor. Bir de son aldığım kalıplardan balığı çok sevdi, onunla babasına balık yapıp duruyor. Haftada en az iki gün babası vesilesiyle balık yemekten falan herhalde :)
Bir de son bir iki haftadır yap-bozlarına taktı kafayı. Fotoğrafını gördüğünüzü Umur ve Ada yaşgününde göndermişlerdi ama beyefendi kendisiyle şimdilerde haşır neşir olmayı uygun gördü. Yalnız sandığınız gibi değil olay. Yap-bozlar ortaya dökülüyor, anne ya da babayla birlikte başına oturuluyor, sonra “bunu buraya koy, onu oraya koy, aaa burası değilmiş, yoksa bu muymuş?”larla anne babaya yaptırılıyor. Yapıldıktan sonra da hadi traktörü sürelim diyerek halının üzerinde yapboz gezintiye çıkarılıyor.
Oyuncaktan sayamayız ama bir de fotoğraf makinesi var ki, onu kaptırırsak, elinden almak ciddi bir uğraş gerektiriyor. Geçen gün bana resmen mankenlik yaptırdı :)
“anne elini koy şöyle, tamammmm, çekiyorummmm!”
![]() |
| Postcard design personalized with Smilebox |
çocuklar için fotoğraf makineleri varmış, sanırım bir tane almak hiç fena olmayacak :)
Bizden bu kadar. Şimdi paslıyorum, tabi önceden yapmadıysanız ve yapmak isterseniz:
Civciklerimin annesi, Başak, Özgür Anne, Bedardem, Burcu ve Kırmızı Woswos...
23 Kasım 2010 Salı
Mimini sevdiğimin bloğu
Seviyorum ben bu mim işini... Keyif alıyorum mim yazarken :)
Sanırım Pinky’de bunu bildiğinden, mimlemiş beni.
Uzun ve zevkli bir mim...
İşte sorular ve cevaplar...
-bazı cevaplar Pinky’den çalıntıdır :)-
Evetttt! Şimdi sırada sobelediklerim :)
Deli Anne, Bahar, ElifKayra, Eylem, Melike, Gelincik, Nehircce, Özlem
Haydin bakalım! :)
Sanırım Pinky’de bunu bildiğinden, mimlemiş beni.
Uzun ve zevkli bir mim...
İşte sorular ve cevaplar...
-bazı cevaplar Pinky’den çalıntıdır :)-
- En sevdiğiniz kelime : Annem
- Nefret ettiğiniz kelime : Küfür
- Ne sizi heyecanlandırır? : Geleceğini bildiğim ama gelmekte geciken her şey...
- Heyecanınızı ne öldürür? : Bildiğim halde beklediğim gelmediyse, heyecanım kalmaz doğal olarak :)
- En sevdiğiniz ses : Tibet’in sesi
- Nefret ettiğiniz ses : Bazen sessizlik... Çoğu zaman dinlendirici olsa da, fırtınadan önceki halinden hiç hoşlaşmam. Ve çoğunlukla boş konuştuğunu bildiğim ve bunu bildiğim halde birşey yapamadığım herhangi birinin sesi...
- Hangi mesleği yapmak istemezsiniz? : Sanırım doktor, hastabakıcı, hemşire...
- Hangi doğal yeteneğe sahip olmayı isterdiniz? : Yetenek hırsızı :)
- Kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz? : Sertab Erener ya da Sarah Brightman gibi eşsiz sesi olan bir yorumcu olmayı çok ama çok isterdim. Tipim de Shakira gibi olsun, turuncu saçlı olarak ama :)
- Nerede yaşamak isterdiniz? : Bilmem, pek düşünmedim ama Prag fotoğrafları beni çok cezbediyor. Aslına bakarsanız deniz, güneş, bol yeşil, temiz hava ve anlayışlı, sevecen, güler yüzlü insanların olduğu her yerde yaşayabilirim.
- En önemli kusurunuz : İçime atmak, söyleyememek, söyleyecek olduğum zamanlarda ise karşılık vermeyi becerememek.
- Size en fazla keyif veren kötü huyunuz : bilemedim yahu! :)
- Kahramanınız kim? : Mustafa Kemal Atatürk.
- En çok kullandığınız kötü kelime : Oha!
- Şu anki ruh haliniz : Son günlerde pek keyifli olduğumu söyleyemem.
- Hayat felsefenizi hangi slogan özetler : Bu ruh halime göre değişir açıkçası. Bugünlerde “Kendini sev artık! Sen sev ki kendini, çevrende seni sevsin.”
- Mutluluk rüyanız : Sevdiklerim yanımda, evim, arabam, evimin temizliğini düzenli yapan bir temizlikçi, sabah 10 akşam 16 çalışacağım, çocuğuma, kendime, sevdiklerime zaman ayırmama imkan tanıyan ve tabi ki çok keyifle yapacağım bir iş, bol ve bereketli bir maaş, tüm borçlarım bitmiş, mutlu, huzurlu, sağlıklı, sevgi ve saygı dolu bir hayat! :)
- Sizce mutsuzluğun tanımı : Yanıldığını anlamak, hem de çok!...
- Nasıl ölmek isterdiniz? : Huzurlu bir ölüm olsun. Mümkünse uyurken, ne kendimi, ne başkasını yormadan, üzmeden, ölsede kurtulsa(k) dedirtmeden...
- Öldüğünüz zaman cennete giderseniz Allah'ın size ne söylemesini istersiniz? : Görevini tamamladın, için huzurla dolsun...
Evetttt! Şimdi sırada sobelediklerim :)
Deli Anne, Bahar, ElifKayra, Eylem, Melike, Gelincik, Nehircce, Özlem
Haydin bakalım! :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




































