Daha önce Tibet'in ilk geliş hikayesini yazmıştım. Devamını getiremedim.
Tibet'in haberini alışımızdan sonrası bizim için rüya gibiydi. İlk kalp atışını duyuşumuz, cinsiyetini öğrenişimiz, isim bulma çalışmaları, 3 boyutlu ultrasonda ilk görüşümüz, ilk tekmesi, karnımdan hareketlerini izleyişimiz...
Hep normal doğum istedim. Adı üstünde işte, normal...
Neyseki doktorum da normal doğum taraftarıydı.
Tibet'in gelişimi gayet iyi gidiyordu. Artık doğum zamanı yaklaşmıştı ve kontrollerim de sıklaşmıştı... En sonunda doktorum "gel Tibet'in perşembe" doğurtalım dedi. Nasıl?!
"Merak etme, normal doğum olacak. Lavmandan sonra 8 saat içinde doğurursun" dedi. Peki?!
Doktordan daha iyi bilecek değilim ya, ilk yaptırdığı doğum benimki değil ne de olsa... Çıktım, eşime haber verdim, o da şaşırdı haliyle... Birkaç kişiye sordum, lavman yapıldıktan sonra normal doğum süreci başlarmış. İyi o zaman... Hayırlısı!
Çarşamba gecesi gittik hastaneye. Odaya yerleştik. Gece 2 gibi lavman yaptılar ve bekleyiş başladı. Uyu uyuyabilirsen! Sabah oldu, sürekli kontroller, kasılmaları takipte hemşireler. Birşey yok! Epidural anestezi uzmanı geldi, epidurali verdi... de... zaten birşey yok ki! Öğlen kasılmalarda hala bir gelişme olmayınca, suni sancı verdiler.
İlk sancı girdiğinde ayaktaydım. Neye uğradığımı şaşırdım. Sancı öylesine şiddetliydi ki, yere düşmemek için tutunmak zorunda kaldım. Sonrası çok hayal meyal. Apar topar doğumhaneye aldılar beni. Eşimin boynuna sarıldım beni bırakma diye! Hiç niyeti yokken o da girdi doğuma. İyi ki girdi, o olmasaydı, öyle bir acıya dayanamazdım.
Doğumdan sadece doktorun "ıkın!" dediğini, bir ara sinirlendiğini ve Tibet'i kucağıma bırakılışını hatırlıyorum. Avaz avaz ağlayan, pembe beyaz bir varlık. Sadece gülümseyebildim, onu kucağıma alacak gücüm, takatim yoktu. Zaten sonrasını hatırlamıyorum...
Gözlerimi açtığımda odaya alınıyordum. Yüzler endişeli bakıyordu bana. Meğer Tibet'in odaya getirilişinden 1,5 saat sonra çıkmışım doğumhaneden! Haklı olarak endişelenmişler, birşey oldu sanmışlar.
Tibet'i getirdiler :) öyle güzeldi ki... Pembe, beyaz... yüzünde yer yer morluklar vardı. Eşim "çok zor bir doğum oldu ama sen başardın, seninle gurur duydum." dedi "ama bir daha normal doğum yapmana izin vermem, ona göre!"...
Sütüm mü az geliyordu, ben mi beceremedim bilmiyorum. Bu yüzden göğüs uçlarım yara oldu. Üstelik 7 ay geçmedi. Her emzirmenin başlangıcı büyük bir acıydı...
Neyse... Gün içinde çocuk doktoru gelip, kontrol etti. Arada birşeyler mırıldandı ama anlamadım. Ertesi gün, çocuk nöroloğu geldi. Tibet'in kolu için fizyoterapist bulmuş, onun telefonunu, adresini verdi. Kolu!? Kolu?! Nesi var, ben neden farketmedim? O yüzden mi hep battaniyeye sarılı geliyor?
Eşim, doğumun zor olduğunu, Tibet'in kolunun yukarıda kaldığını, bu yüzden dışarı zor alındığını, vakum kullanmak zorunda kaldıklarını, ilk vakumun kırıldığını (doktorun sinirlenmesinin sebebi buymuş), bana ciddi bir kesik atmak zorunda kalındığını anlattı. Ben bütün bunlar sırasında baygın değildim ama acıdan hatırlamıyorum öyle mi?
Sağ kolu yukarıda kaldığı için sinirler zedelenmiş ve kolu hiç hareket etmiyormuş. Dünden bu yana farkında değilim öyle mi? Mutluluktan gözüm bu kadar kördü yani, öyle mi?
Tibet'in kolunun durumunu öğrendiğimdeki duygularımı ifade etmem mümkün değil. Sanki uzaktan dinliyor gibiydim. Beynim sarsıldı sanki, kalbim boğazımda atmaya başladı. Kendimden nefret ettim. Niye normal doğum istedim...? Yap işte sezeryan, ne olurdu yani? Niye bu doktoru seçtim...?
Üstüne çıkacağımız gün, yeterli süt alamadığı için sarılık olduğunu öğrendik...
Sarılıktan kurtulması iki ay sürdü. Her gün gidip topuğundan kan aldırdık. Işık tedavisi gördü, günlerce hastanede kaldı. Her gün süt vermeye gittim ya da eşim götürdü.
Asıl maraton 2 aydan sonra başladı. Fizyoterapistle görüştük. Verdiği hareketleri hiç aksatmadan uyguladık. Fizyoterapistin ofisinde ne kadar oyuncak varsa hepsinden aldık. Emzirirken ilk defa elini göğsüme attığında mutluluktan ölebilirdim. Elini kaldırıp, birşeye uzandığında, kapının üstüne attığımız rüzgarlığa vurmaya çalıştığında, elini ensesine götürüp kaşımaya çalıştığında...
Fizyoterapisti her gidişimizde bir öncekinden daha memnun oluyordu sonuçlardan. 1,5 yaş civarıydı sanırım "Artık gelmenize gerek yok. Bence hiçbir şeyi kalmadı. 3 yaşında yüzmeye de verirseniz, harika olur." dedi.
Buradaki mutluluğumu da kelimelere dökemem.

En önemlisi Tibet'in savaşmasıydı ve O bunu başardı.
Oğlumla gurur duyuyorum.
Allah'ıma şükrediyorum: Tibet'in hayatımdaki varlığı ve sağlığı için... Şükürler olsun!