Nilsu'nun sitesinde gördüm bu haberi. O da Yaprak'ın sitesinde görmüş.
Yaprak'ın annesi sevgili İpek Aral Kişioğlu aylarca süren bir çalışmayla Kadın Blogları sitesi oluşturmuş... Kadın bloglarının ulaşılabilirliğini arttırmayı, popüler kılmayı ve blog yapma konusunda hizmet vermeyi amaçlayan bu siteyi çok beğendim... Meğer kadınlara ait ne çok blog varmış... Henüz tam tamamlanmamış olsa da çok kısa sürede büyüyeceğinden eminim... Bence siz de bir göz atmalısınız ve hatta üye olmalısınız...
Ben oldum bile :D
12 Mayıs 2009 Salı
7 Mayıs 2009 Perşembe
F1 pilotu
Geçtiğimiz hafta sonunu Yalova'da geçirdik.
1 Mayıs tatil edilince, bu 3 günü değerlendirelim dedik ve sevgilimin abisine Yalova'ya gittik. Şansımıza hava çok iyi değildi ama yine de farklı bir hafta sonu oldu.
Abimizin 3 oğlu var. Büyük olan Samet ve ikizler Semi ve Melih.
Yani anlayacağınız Tibet'in arayıpta bulamadığı bir çocuk, genç topluluğu :)
Samet'i büyük kabul edip, direk ikizlerle temasa geçti. Onların peşinden ayrılmadı, kendisiyle zorla ilgilenmek zorunda bıraktı beyleri :)
Şakayla "Giderken Tibet'i size bırakalım" dedik, "yok, onu da götürün" dediler, düşünün o kadar baydırdı yani :D
İkizler tam anlamıyla teknoloji kurdu. Sürekli bilgisayar başındalar. İnternet, pc oyunları, playstation... artık aklınıza ne gelirse. Anneleri çareyi interneti kapatmakta bulmuş ama pc oyunlarına engel olmak pek mümkün değil tabii. Bizim küçük adamda orada olduğumuz süre içinde çocuklarla bol bol pc oyunu oynadı, daha doğrusu oynadığını zannetti diyelim :)
Bu aralar bir direksiyon merakıdır almış başını gidiyordu Tibet'te. Ne zaman bir araba görse direksiyonda olmak istiyor, arkaya oturttuğun zaman kıyameti koparıyor! Neler çekiyoruz bilemezsiniz :)
Çocuklarında bilgisayar oyunlarından biri araba yarışıydı ve bilgisayara bağlanabilen direksiyonu vardı. Tibet için ne büyük nimet! Çocukların kucağında ya da kendi başına direksona kurulup, güya bir kullanması varki, sanırsınız yarışlara katılmış F1 pilotu!

Oradayken çekmeyi başaramadım videosunu ama burada çektim. Çünkü çocuklar "Madem bu kadar sevdi, alın direksiyonu, zaten biz o kadar kullanmıyoruz dediler" ve direksiyon bizimle İstanbul'a geldi. Şimdi Tibet'i zaptetmenin zor olduğu zamanlarda takıyoruz direksiyonu pc'ye (biz de oyun yok ama direksiyonun ışıklarının yanması yetiyor ona), hem nefes alıyoruz, hem de beyefendiyi seyretmekten keyif alıyoruz :)
Çocuklara büyük bir teşekkür borçluyuz anlayacağınız.
Bir dahaki gidişimizde, inşallah, güzel bir hediye almak şart oldu onlara.
1 Mayıs tatil edilince, bu 3 günü değerlendirelim dedik ve sevgilimin abisine Yalova'ya gittik. Şansımıza hava çok iyi değildi ama yine de farklı bir hafta sonu oldu.
Abimizin 3 oğlu var. Büyük olan Samet ve ikizler Semi ve Melih.
Yani anlayacağınız Tibet'in arayıpta bulamadığı bir çocuk, genç topluluğu :)
Samet'i büyük kabul edip, direk ikizlerle temasa geçti. Onların peşinden ayrılmadı, kendisiyle zorla ilgilenmek zorunda bıraktı beyleri :)
Şakayla "Giderken Tibet'i size bırakalım" dedik, "yok, onu da götürün" dediler, düşünün o kadar baydırdı yani :D
İkizler tam anlamıyla teknoloji kurdu. Sürekli bilgisayar başındalar. İnternet, pc oyunları, playstation... artık aklınıza ne gelirse. Anneleri çareyi interneti kapatmakta bulmuş ama pc oyunlarına engel olmak pek mümkün değil tabii. Bizim küçük adamda orada olduğumuz süre içinde çocuklarla bol bol pc oyunu oynadı, daha doğrusu oynadığını zannetti diyelim :)
Bu aralar bir direksiyon merakıdır almış başını gidiyordu Tibet'te. Ne zaman bir araba görse direksiyonda olmak istiyor, arkaya oturttuğun zaman kıyameti koparıyor! Neler çekiyoruz bilemezsiniz :)
Çocuklarında bilgisayar oyunlarından biri araba yarışıydı ve bilgisayara bağlanabilen direksiyonu vardı. Tibet için ne büyük nimet! Çocukların kucağında ya da kendi başına direksona kurulup, güya bir kullanması varki, sanırsınız yarışlara katılmış F1 pilotu!

Oradayken çekmeyi başaramadım videosunu ama burada çektim. Çünkü çocuklar "Madem bu kadar sevdi, alın direksiyonu, zaten biz o kadar kullanmıyoruz dediler" ve direksiyon bizimle İstanbul'a geldi. Şimdi Tibet'i zaptetmenin zor olduğu zamanlarda takıyoruz direksiyonu pc'ye (biz de oyun yok ama direksiyonun ışıklarının yanması yetiyor ona), hem nefes alıyoruz, hem de beyefendiyi seyretmekten keyif alıyoruz :)
Çocuklara büyük bir teşekkür borçluyuz anlayacağınız.
Bir dahaki gidişimizde, inşallah, güzel bir hediye almak şart oldu onlara.
6 Mayıs 2009 Çarşamba
Bana bir masal anlat baba!
İlkokulda başarılı bir öğrenciydim.
Yani başarısız olma ihtimalim yoktu çünkü öğretmenimiz eli sopalılardandı :)
Bilemedin mi yerdin eline cetveli...
Ama iş ortaokula gelince değişti. O zamanlar ilköğretim bugünkü gibi 8 yıl değil, 5 yıldı ve ilkokullar genelde ayrıydı, ortaöğretim ve liseler aynı okulda olurlardı o da hepsi değil.
Çemberlitaş Kız Lisesi'ne yazıldık, başladık yeni eğitime.
Notlar gelmeye başladı... Tarihti, edebiyattı neyse de, matematik ve bilimum rakamlı derslerin notları 10 üzerinden 0 ve 2!
Veli toplantısında matematik öğretmenimiz, nazik bir dille (çok tatlı bir adamdı) babama eğitimin sadece okulda verilmediğini, öğrencinin ilkokuldan ortaokula geçişte sorun yaşamasının normal olduğunu, bu aşamada anne ve babaya büyük görev düştüğünü, çocuğa notları düşük diye kızmak yerine, derslerinde ona yardımcı olmanın kendine güveninin yerine gelmesinde katkısı olacağını falan filan söylemiş.
Babam o günden sonra benim notlarımın düzelmesi için hergün ders çalışmıştı.
Valla şaka değil, okul kitaplarımdan kendine de alıp, işyerine götürüp, orada boş vaktinde çalışıp, akşam benim derslerime yardım ediyordu.
Ortaokulun ilk yılında asıl öğretmenim babam oldu anlayacağınız.
Sabırla anlattı bana, sabırla. Anlamadım, bir daha, anlamadıysam, bir daha...
Sesinin tonunu yükseltmeden... Anlamakta zorlanıyorsam, kendisinde aradı hatayı, yanlış bir yol mu izliyorum, yanlış mı anlatıyorum diye...
Ders notlarım düzelmeye başlayınca, bir yöntem geliştirdi. Şimdiki psikologlar beğenirler mi bilmiyorum ama bu yöntem bende çok işe yaramıştı.
Her nota bir fiyat biçmişti. Şimdi rakamı hatırlamıyorum ama bugüne uyarlaması sanırım şöyle olsa gerek:
0 : 100 YTL ben babama ödüyorum.
1 : 80 YTL ben babama ödüyorum
2 : 60 YTL ben babama ödüyorum
3 : 40 YTL ben babama ödüyorum
4 : 20 YTL ben babama ödüyorum
5 : kimse birbirine para ödemiyor
6 : 20 YTL babam bana ödüyor
7 : 40 YTL babam bana ödüyor
8 : 60 YTL babam bana ödüyor
9 : 80 YTL babam bana ödüyor
10 : 100 YTL babam bana ödüyor
Valla bence müthiş bir uygulamaydı. Notlarım en az 7 idi :D
Lise ikinci sınıfta ben staja başlayıp, ufaktan para kazanmaya başlayınca bu uygulamayı bıraktık. Madem para kazanmaya başladın artık kendi ayakların üzerinde durmalısın dedi, çok üzüldüğümü itiraf etmeliyim :)
Ve hatta itiraf ediyorum, özellikle fazla çalışmamış ve karnemde 4 tane 4 getirmiştim. Karnemi uzun uzun inceleyip, yerinden kalkmış ve "dört dörtlük kızım" demişti.
Çok utanmıştım.
Üstelik babam otoriter bir kişilik olmasının yanında, çocuğuyla çocuk olabilen bir adamdı, hala da öyledir. Akşamları dersler bittikten sonra, "hazır mısın?" derdi ve güreş yapardık, hoplamalar, zıplamalar, koşturmalar... Şimdi de torununun peşinde koşturup duruyor, bu sefer yorulduğunu itiraf ediyor tabii :P
Kendi sülalesinde büyüklerin yanında çocukları sevmek ayıpken, o, bunları hiç takmayıp, çocuk sevgisinin hiç birşeye engel olmayacağını göstermek ister gibi beni ve kardeşimi kucağında oturtur, saçlarımızı okşayıp, öperdi sık sık.
Babamın bütün bu uğraşları beni bir dahi yapmadı maalesef...
Ama babam sayesinde bir ebeveynin yeri geldiğinde çocuğu için gerekirse tekrar öğrenci olabileceğini öğrendim...
Gerekirse öğretmen olabileceğini...
Çocuğuna sevgini göstermenin yeri, zamanı olmadığını öğrendim...
Çocuğuna sabırlı davranman gerektiğini...
Çocuğunla ilişkinde sevginin her sorunu çözebileceğini öğrendim...
Ebeveynin yaşlandıkça bile, çocukları iş sahibi olsa da, evlenip barklansa da koruyucu kanatlarını onların üstünden hiç çekmediğini...
Bir babanın nasıl olması gerektiğini öğrendim...
Bugün babam bir yaş daha yaşlanıyor, bir yaş daha huysuzlaşıyor :)
Şimdi de bana nasıl dede olunur onu öğretiyor...

Yani başarısız olma ihtimalim yoktu çünkü öğretmenimiz eli sopalılardandı :)
Bilemedin mi yerdin eline cetveli...
Ama iş ortaokula gelince değişti. O zamanlar ilköğretim bugünkü gibi 8 yıl değil, 5 yıldı ve ilkokullar genelde ayrıydı, ortaöğretim ve liseler aynı okulda olurlardı o da hepsi değil.
Çemberlitaş Kız Lisesi'ne yazıldık, başladık yeni eğitime.
Notlar gelmeye başladı... Tarihti, edebiyattı neyse de, matematik ve bilimum rakamlı derslerin notları 10 üzerinden 0 ve 2!
Veli toplantısında matematik öğretmenimiz, nazik bir dille (çok tatlı bir adamdı) babama eğitimin sadece okulda verilmediğini, öğrencinin ilkokuldan ortaokula geçişte sorun yaşamasının normal olduğunu, bu aşamada anne ve babaya büyük görev düştüğünü, çocuğa notları düşük diye kızmak yerine, derslerinde ona yardımcı olmanın kendine güveninin yerine gelmesinde katkısı olacağını falan filan söylemiş.
Babam o günden sonra benim notlarımın düzelmesi için hergün ders çalışmıştı.
Valla şaka değil, okul kitaplarımdan kendine de alıp, işyerine götürüp, orada boş vaktinde çalışıp, akşam benim derslerime yardım ediyordu.
Ortaokulun ilk yılında asıl öğretmenim babam oldu anlayacağınız.
Sabırla anlattı bana, sabırla. Anlamadım, bir daha, anlamadıysam, bir daha...
Sesinin tonunu yükseltmeden... Anlamakta zorlanıyorsam, kendisinde aradı hatayı, yanlış bir yol mu izliyorum, yanlış mı anlatıyorum diye...
Ders notlarım düzelmeye başlayınca, bir yöntem geliştirdi. Şimdiki psikologlar beğenirler mi bilmiyorum ama bu yöntem bende çok işe yaramıştı.
Her nota bir fiyat biçmişti. Şimdi rakamı hatırlamıyorum ama bugüne uyarlaması sanırım şöyle olsa gerek:
0 : 100 YTL ben babama ödüyorum.
1 : 80 YTL ben babama ödüyorum
2 : 60 YTL ben babama ödüyorum
3 : 40 YTL ben babama ödüyorum
4 : 20 YTL ben babama ödüyorum
5 : kimse birbirine para ödemiyor
6 : 20 YTL babam bana ödüyor
7 : 40 YTL babam bana ödüyor
8 : 60 YTL babam bana ödüyor
9 : 80 YTL babam bana ödüyor
10 : 100 YTL babam bana ödüyor
Valla bence müthiş bir uygulamaydı. Notlarım en az 7 idi :D
Lise ikinci sınıfta ben staja başlayıp, ufaktan para kazanmaya başlayınca bu uygulamayı bıraktık. Madem para kazanmaya başladın artık kendi ayakların üzerinde durmalısın dedi, çok üzüldüğümü itiraf etmeliyim :)
Ve hatta itiraf ediyorum, özellikle fazla çalışmamış ve karnemde 4 tane 4 getirmiştim. Karnemi uzun uzun inceleyip, yerinden kalkmış ve "dört dörtlük kızım" demişti.
Çok utanmıştım.
Üstelik babam otoriter bir kişilik olmasının yanında, çocuğuyla çocuk olabilen bir adamdı, hala da öyledir. Akşamları dersler bittikten sonra, "hazır mısın?" derdi ve güreş yapardık, hoplamalar, zıplamalar, koşturmalar... Şimdi de torununun peşinde koşturup duruyor, bu sefer yorulduğunu itiraf ediyor tabii :P
Kendi sülalesinde büyüklerin yanında çocukları sevmek ayıpken, o, bunları hiç takmayıp, çocuk sevgisinin hiç birşeye engel olmayacağını göstermek ister gibi beni ve kardeşimi kucağında oturtur, saçlarımızı okşayıp, öperdi sık sık.
Babamın bütün bu uğraşları beni bir dahi yapmadı maalesef...
Ama babam sayesinde bir ebeveynin yeri geldiğinde çocuğu için gerekirse tekrar öğrenci olabileceğini öğrendim...
Gerekirse öğretmen olabileceğini...
Çocuğuna sevgini göstermenin yeri, zamanı olmadığını öğrendim...
Çocuğuna sabırlı davranman gerektiğini...
Çocuğunla ilişkinde sevginin her sorunu çözebileceğini öğrendim...
Ebeveynin yaşlandıkça bile, çocukları iş sahibi olsa da, evlenip barklansa da koruyucu kanatlarını onların üstünden hiç çekmediğini...
Bir babanın nasıl olması gerektiğini öğrendim...
Bugün babam bir yaş daha yaşlanıyor, bir yaş daha huysuzlaşıyor :)
Şimdi de bana nasıl dede olunur onu öğretiyor...

İyi ki varsın baba... Mutlu yıllar...
5 Mayıs 2009 Salı
Nefes alalım!

İdefix yeni bir kampanya başlatmış. 200 TL'lık kitap alışverişi yaptığınızda, ilkini Tekirdağ'da oluşturduğu ormana sizin adınıza bir fidan dikiyor. Bol bol kitap alışverişi yapanlar için çok güzel bir uygulama. Kampanyanın ayrıntıları burada.
Bir de İlknokta var. Buradaki kitapların fiyatları diğer kitap satan sitelere oranla bayaa uygun. En azından benim almayı planladığım (Stephenie Meyer serisi) kitaplar dışarıya oranla burada daha uygun.
Biri cebinize, biri dünyaya nefes aldırıyor.
Seçim sizin :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)